OLGU NEDİR?
Gerçeklik, Bilgi ve Yorum Arasında “Olgu” Kavramının Ayrıntılı İncelemesi
Hazırlayan: Münür Şenay
GİRİŞ: GERÇEKLİK HAKKINDA KONUŞURKEN NEYİ KONUŞUYORUZ?
İnsan hayatının büyük bölümü olayları anlamlandırmakla geçer.
Bir olay meydana gelir.
İnsanlar onu görür.
Sonra anlatırlar.
Ardından yorumlarlar.
Daha sonra bu yorumlar kanaate dönüşür.
Kanaatler zamanla inanca dönüşebilir.
Bir süre sonra insanlar kendi yorumlarını gerçekliğin kendisi zannetmeye başlayabilirler.
İşte tam bu noktada “olgu” kavramı büyük önem kazanır.
Çünkü olgu ile yorum arasındaki farkı kaybettiğimiz zaman düşünce dünyamız bulanıklaşır.
Örneğin:
“Dün saat 14.00'te tapu müdürlüğüne gittim.”
Bu bir olgu bildirimidir; eğer gerçekten gerçekleşmişse, belirli koşullarda doğrulanabilir.
Fakat:
“Tapu müdürlüğündeki memur benimle ilgilenmek istemedi.”
Bu ifade artık yalnızca olguyu değil, kişinin davranışa ilişkin yorumunu da içerebilir.
Daha ileri gidip:
“Memur bana karşı saygısızdı.”
dediğimizde yorum daha da belirginleşir.
Son olarak:
“Memurlar zaten insanlara değer vermiyor.”
dediğimizde tek bir olaydan genel bir hüküm çıkarmış oluruz.
Burada dört ayrı zihinsel işlem meydana gelmiştir:
Olay → Olgu → Yorum → Genelleme
Epistemolojik düşünmenin önemli görevlerinden biri bunları birbirinden ayırmaktır.
1. OLGU NEDİR?
Olgu, en genel anlamıyla gerçekleşmiş, var olan veya belirli koşullar altında doğrulanabilir durum ya da olay olarak açıklanabilir.
“Olgu” kelimesinin önemli özelliği, kişisel beğeniden bağımsız olarak ele alınabilmesidir.
Örneğin:
Bursa Türkiye'de bulunan bir şehirdir.
Bir sözleşme 1 Temmuz tarihinde imzalanmıştır.
Bir taşınmazın tapu kaydında belirli bir malik görünmektedir.
Bir şirketin belirli bir tarihte kurulmuş olması.
Bir mahkemenin belirli bir karar vermiş olması.
Bunlar uygun belgeler ve kaynaklarla doğrulanabilir nitelikteyse olgusal önermelerdir.
Burada önemli bir nokta vardır:
Olgu ile olgu hakkındaki bilgimiz aynı şey değildir.
Bir olay gerçekten gerçekleşmiş olabilir.
Fakat bizim o olay hakkında sahip olduğumuz bilgi yanlış olabilir.
Bu ayrım epistemoloji açısından son derece önemlidir.
2. OLGU İLE OLAY AYNI ŞEY MİDİR?
Bu iki kavram birbirine yakın olmakla birlikte tamamen aynı değildir.
Olay
Gerçeklikte meydana gelen şeydir.
Olgu
Gerçekleşmiş olayın, belirli özellikleriyle birlikte ortaya konulabilir ve doğrulanabilir olmasıdır.
Örneğin:
Bir otomobilin başka bir otomobile çarpması bir olaydır.
“15 Temmuz saat 18.30'da X kavşağında A plakalı araç B plakalı araca çarptı.”
ifadesi ise bu olay hakkında kurulmuş olgusal bir önermedir.
Dolayısıyla olgu kavramı çoğu zaman dil aracılığıyla ifade edilir.
Burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkar:
Gerçeklik ile gerçeklik hakkında kurduğumuz cümle aynı şey değildir.
3. OLGU, GERÇEK VE DOĞRULUK
“Olgu”, “gerçek” ve “doğru” kelimeleri günlük dilde birbirinin yerine kullanılabilir.
Felsefede ise bunları ayırmak yararlıdır.
Gerçeklik
Var olan şeylerin bütünüdür.
Olgu
Gerçeklik içerisinde gerçekleşmiş veya mevcut olan belirli durumdur.
Doğru önerme
Bir şey hakkında kurduğumuz ifadenin gerçekliğe uygun olmasıdır.
Örneğin:
Bir taş masanın üzerindedir.
Bu bir gerçeklik durumudur.
“Taş masanın üzerindedir.”
cümlesi ise bu durum hakkında kurulmuş bir önermedir.
Eğer taş gerçekten masanın üzerindeyse önerme doğrudur.
Dolayısıyla:
Gerçeklik → Olgu → Önerme → Doğruluk
arasında bir ilişki kurulabilir.
4. OLGU VE YORUM ARASINDAKİ FARK
Bu ayrım günlük hayatın en önemli düşünme becerilerinden biridir.
Şu cümleyi ele alalım:
“Ahmet toplantıya 20 dakika geç geldi.”
Eğer gerçekten 20 dakika geç geldiyse bu bir olgudur.
Şimdi:
“Ahmet toplantıyı önemsemiyor.”
diyelim.
Bu artık doğrudan gözlemlenen olgu değildir.
Bu, davranıştan çıkarılan bir yorumdur.
Daha sonra:
“Ahmet zaten sorumsuz biridir.”
dersek kişilik hakkında genelleme yapmış oluruz.
Son aşamada:
“Bu insanlara güvenilmez.”
dersek tek olaydan geniş bir sonuç çıkarıyoruz.
Böylece:
Olgu → Yorum → Kanaat → Genelleme
zinciri ortaya çıkar.
İnsanların tartışmalarının büyük bölümü aslında bu zincirin nerede başladığını fark etmemelerinden kaynaklanır.
5. OLGU VE KANAAT
Kanaat, kişinin bir konu hakkındaki düşüncesidir.
Örneğin:
“Bu evin fiyatı yüksek.”
Bu çoğu durumda bir kanaattir.
Çünkü “yüksek” kelimesi karşılaştırma gerektirir.
Fakat:
“Bu ev 3.500.000 TL fiyatla satışa çıkarılmıştır.”
belirli bir ilan veya belgeyle doğrulanabiliyorsa olgusal bir ifadedir.
Şimdi iki cümleyi karşılaştıralım:
“Bu ev 3.500.000 TL'dir.”
Bu, belirli bir tarihteki fiyatı ifade ediyorsa olgusal bir bilgidir.
“Bu ev 3.500.000 TL etmez.”
Bu ise değerleme ve piyasa analizine bağlı bir değerlendirmedir.
Buradaki temel ders şudur:
Fiyat bir olgudur; fiyatın makul olup olmadığı ise çoğu zaman bir değerlendirmedir.
Bu ayrım özellikle ticari hayatta çok önemlidir.
6. OLGU VE İDDİA
Bir insan:
“Bu taşınmazın üzerinde haciz var.”
dediğinde bir iddia ortaya koymaktadır.
Bu iddia doğru olabilir.
Yanlış olabilir.
Henüz bilinmiyor olabilir.
Dolayısıyla:
İddia ≠ Olgu
İddianın olguya dönüşebilmesi için doğrulanması gerekir.
Örneğin tapu kaydı incelenir.
Resmî kayıt görülür.
Belge elde edilir.
Böylece:
“Taşınmaz üzerinde haciz vardır.”
iddiası doğrulanmışsa olgusal bilgi haline gelir.
Burada çok önemli bir epistemolojik ilke vardır:
Bir kişinin bir şeyi söylemesi, o şeyi olgu haline getirmez.
7. OLGU VE DELİL
Olgu ile delil de aynı değildir.
Olgu
Gerçekleşmiş durumdur.
Delil
Bir olgunun varlığını göstermeye yarayan kanıtlayıcı unsurdur.
Örneğin:
Bir sözleşmenin imzalanmış olması bir olgudur.
Sözleşmenin kendisi ise bu olguyu gösterebilecek bir delildir.
Bir kamera kaydı, belirli bir olayın gerçekleştiğini göstermeye yarayabilir.
Bir banka dekontu, ödeme yapıldığı iddiasını destekleyebilir.
Bir tapu kaydı, belirli bir ayni hakka ilişkin durumu göstermeye yarayabilir.
Dolayısıyla:
Olgu → Gerçekleşen durum
Delil → O duruma ilişkin bilgi sağlayan unsur
şeklinde düşünülebilir.
8. OLGU VE GÖZLEM
“Gördüm” demek de her zaman “olgunun tamamını biliyorum” anlamına gelmez.
Bir insan bir olayın yalnızca bir bölümünü görebilir.
Örneğin bir kavşakta trafik kazası meydana geliyor.
Bir tanık:
“Aracın kırmızı ışıkta geçtiğini gördüm.”
diyebilir.
Başka bir tanık:
“Hayır, ışık yeşildi.”
diyebilir.
Burada iki farklı gözlem ortaya çıkmıştır.
Bu durumda epistemolojik soru:
“Hangisi gerçekten oldu?”
sorusudur.
Ancak hemen ardından başka sorular gelmelidir:
Tanık nerede duruyordu?
Görüş açısı nasıldı?
Olay ne kadar sürdü?
Dikkati başka yerde miydi?
Trafik ışığını gerçekten gördü mü?
Olaydan ne kadar süre sonra ifade verdi?
Hafızası güvenilir mi?
Dolayısıyla:
Gözlem, bilgiye ulaşmanın önemli bir aracıdır fakat gözlem yanılmaz değildir.
9. OLGU VE ALGILAMA
İnsan dünyayı doğrudan ve kusursuz biçimde algılayan bir varlık değildir.
Duyularımız bize bilgi sağlar.
Fakat:
görme yanılabilir,
işitme yanılabilir,
hafıza değişebilir,
dikkat dağılabilir,
beklentiler algıyı etkileyebilir.
Bu nedenle:
“Ben böyle gördüm.”
ile:
“Gerçek böyleydi.”
aynı cümle değildir.
İlk cümle kişinin deneyimini ifade eder.
İkinci cümle ise gerçeklik hakkında daha güçlü bir iddiadır.
Bu farkı anlayabilmek epistemolojik olgunluğun temel göstergelerinden biridir.
10. OLGU VE DİL
Olgu hakkında konuşurken kullandığımız dil de önemlidir.
Çünkü dil yalnızca gerçekliği anlatmaz; onu nasıl gördüğümüzü de etkileyebilir.
Örneğin:
“Adam bağırdı.”
ile:
“Adam öfkesini kontrol edemedi.”
aynı şey değildir.
İlk cümle gözlemlenebilir bir davranışa daha yakındır.
İkinci cümle ise psikolojik yorum içerir.
Benzer şekilde:
“Müşteri teklifi kabul etmedi.”
olgusal bir ifadedir.
“Müşteri taşınmazı beğenmedi.”
bir yorum olabilir.
“Müşteri zaten bu taşınmazı istemiyordu.”
daha ileri bir çıkarımdır.
Bu nedenle iyi düşünür:
Gördüğü şey ile gördüğünden çıkardığı sonucu birbirinden ayırır.
11. OLGU VE BİLİM
Bilimsel düşüncede olgular büyük önem taşır.
Bilim insanı:
“Ben böyle düşünüyorum.”
demekle yetinmez.
Şunu sorar:
“Bu düşüncemi hangi gözlem ve veriler destekliyor?”
Bilimsel süreçte:
Gözlem → Veri → Hipotez → Test → Sonuç
gibi bir yapı kurulabilir.
Ancak burada da dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır.
Bilimsel veriler “ham gerçeklik” değildir.
Verinin:
nasıl toplandığı,
hangi araçla ölçüldüğü,
nasıl sınıflandırıldığı,
nasıl yorumlandığı
önemlidir.
Dolayısıyla bilimsel olgular bile yöntem ve ölçüm süreçleriyle ilişkilidir.
12. OLGU VE TARİH
Tarih açısından olgu kavramı daha da karmaşık hale gelir.
Geçmişte gerçekleşmiş bir olay bugün doğrudan gözlemlenemez.
Örneğin yüzlerce yıl önce gerçekleşmiş bir savaş düşünelim.
Bugün o savaşı göremeyiz.
Elimizde:
belgeler,
mektuplar,
arşivler,
yazıtlar,
maddi kalıntılar,
tanıklıklar,
farklı tarihçilerin çalışmaları
bulunabilir.
Tarihçi bu kaynaklardan hareketle geçmiş hakkında bilgi oluşturur.
Bu nedenle tarih araştırmasında önemli bir ayrım vardır:
Geçmişte gerçekleşen olay
ile
bugün bizim o olay hakkında oluşturduğumuz tarihsel bilgi
aynı şey değildir.
13. OLGU VE HUKUK
Hukukta olgu kavramı merkezi öneme sahiptir.
Bir davada tarafların söyledikleri:
iddialardır.
Mahkemenin değerlendirdiği:
vakıalardır.
Vakıaların ispatında:
deliller
kullanılır.
Örneğin:
“Borçlu borcunu ödedi.”
bir iddia olabilir.
Banka kayıtları, makbuz veya diğer uygun deliller incelenerek bu iddianın doğruluğu araştırılır.
Burada hukuk ile epistemoloji arasında güçlü bir ilişki vardır:
Mahkeme, geçmişte gerçekleşmiş olaylar hakkında mevcut deliller aracılığıyla bilgi edinmeye çalışır.
Dolayısıyla hukukta “gerçeğe ulaşma” problemi aynı zamanda bir bilgi problemidir.
14. OLGU VE İSTATİSTİK
İstatistikte de olgu ile yorum birbirinden ayrılmalıdır.
Örneğin:
“Bir bölgede konut fiyatları bir yılda %30 arttı.”
Bu veri doğru ölçülmüşse olgusal bir ifadedir.
Fakat:
“Konut fiyatları bundan sonra da %30 artacak.”
artık bir tahmindir.
Daha ileri gidip:
“Konut fiyatları kesinlikle artacaktır.”
demek ise kanıtın desteklemediği bir kesinlik iddiasına dönüşebilir.
Burada önemli kural:
Geçmişte gerçekleşmiş bir olgu, geleceğe ilişkin kesinlik garantisi değildir.
15. OLGU VE NEDENSELLİK
Bir olayın gerçekleşmesi ile o olayın nedenini bilmek farklı şeylerdir.
Örneğin:
“Şirketin satışları düştü.”
Bu bir olgu olabilir.
Fakat:
“Satışların düşmesinin nedeni ekonominin kötü olmasıdır.”
Bu artık nedensellik iddiasıdır.
Başka nedenler de olabilir:
fiyat artışı,
rakiplerin çoğalması,
ürün kalitesinin düşmesi,
pazarlama sorunları,
müşteri davranışlarının değişmesi.
Dolayısıyla:
“A oldu.”
demek başka,
“A, B nedeniyle oldu.”
demek başkadır.
İkinci cümle daha güçlü kanıt gerektirir.
16. OLGUDAN YORUMA GEÇİŞ
İnsan zihni doğal olarak olayları anlamlandırmak ister.
Bu nedenle olguların üzerine yorumlar inşa eder.
Örneğin:
Olgu:
“Ali son üç toplantıya katılmadı.”
Yorum:
“Ali toplantıları önemsemiyor.”
Daha ileri yorum:
“Ali ekip çalışmasına uygun değil.”
Genelleme:
“Ali hiçbir zaman sorumluluk almaz.”
Burada ilk cümleden son cümleye doğru gittikçe kanıt ihtiyacı artmaktadır.
Fakat insanların çoğu tam tersini yapar.
En güçlü cümleyi en kolay kurarlar:
“O zaten böyledir.”
İşte önyargıların önemli bir bölümü böyle oluşur.
17. OLGUSAL DÜŞÜNME NEDEN ÖNEMLİDİR?
Olgu merkezli düşünme insanı daha dikkatli hale getirir.
Bir konuda karar verirken şu sırayı kullanabiliriz:
1. Ne oldu?
Olayı tanımla.
2. Neyi kesin olarak biliyorum?
Doğrulanmış bilgileri ayır.
3. Neyi yalnızca düşünüyorum?
Yorumlarını belirle.
4. Neyi tahmin ediyorum?
Belirsizlikleri ortaya koy.
5. Hangi kanıt eksik?
Bilgi boşluklarını bul.
6. Hangi bilgi fikrimi değiştirebilir?
Karşı kanıtı belirle.
Bu yöntem düşünce kalitesini ciddi şekilde artırır.
18. “OLGU” KELİMESİNİ KULLANIRKEN DİKKAT
Bir insan:
“Bu bir olgudur.”
dediğinde aslında oldukça güçlü bir ifade kullanmaktadır.
Çünkü “olgu” kelimesi:
“Bunun gerçekliğini doğrulayabiliyorum.”
iddiasını taşır.
Bu nedenle herhangi bir görüşü “olgu” diye sunmak doğru değildir.
Örneğin:
“Bu emlakçı müşterileri kandırıyor.”
Bu cümle bir olgu olarak sunuluyorsa bunun kanıtlanması gerekir.
Daha dikkatli ifade:
“Şu üç müşterinin yaptığı şikâyetlerde aynı davranıştan söz edilmektedir.”
Bu daha olgusal bir ifadedir.
Sonra:
“Bu durum, müşterilerle ilgili sorun yaşandığını düşündürüyor.”
denebilir.
Böylece olgu ile yorum ayrılmış olur.
19. OLGU, YORUM VE DEĞER YARGISI
Bu üçlü ayrım özellikle önemlidir.
Olgu
“Taşınmaz 120 metrekaredir.”
Yorum
“120 metrekare bu aile için yeterli olmayabilir.”
Değer yargısı
“Bu daire çok iyi bir dairedir.”
Üçü aynı şey değildir.
Olgu doğrulanabilir.
Yorum gerekçelendirilebilir.
Değer yargısı ise belirli ölçüde kişisel değerlendirme içerir.
Bu nedenle:
Her doğru yorum olgu değildir.
Bir yorum çok makul olabilir.
Ama yine de yorumdur.
20. OLGU VE OBJEKTİFLİK
“Olgu objektiftir” demek çoğu zaman doğrudur ancak dikkat gerektirir.
Çünkü olgunun kendisi ile olgu hakkındaki bilgimiz arasında fark vardır.
Örneğin bir olay gerçekten meydana gelmiştir.
Ancak insanlar olayın:
ne zaman başladığı,
nasıl geliştiği,
neden meydana geldiği,
kimlerin sorumlu olduğu
konusunda farklı görüşlere sahip olabilir.
Dolayısıyla:
Gerçekliğin var olması, insanların gerçekliği kusursuz biçimde bildiği anlamına gelmez.
Bu, epistemolojinin temel problemlerinden biridir.
21. “BENİM GERÇEĞİM” VE “OLGUSAL GERÇEK”
Modern iletişimde sık kullanılan bir ifade vardır:
“Bu benim gerçeğim.”
Bu ifade kişinin yaşadığı deneyimi anlatmak açısından anlamlı olabilir.
Örneğin:
“Ben bu olayda kendimi değersiz hissettim.”
Bu kişinin deneyimidir ve onun açısından gerçektir.
Fakat:
“Karşı taraf beni değersiz gördü.”
farklı bir iddiadır.
Çünkü burada başka bir insanın zihinsel durumuna ilişkin bir çıkarım yapılmaktadır.
Bu nedenle:
Kişisel deneyimin gerçekliği
ile
dış dünyaya ilişkin olgusal gerçeklik
birbirinden ayrılmalıdır.
22. OLGU VE “BİLMİYORUM” DEME CESARETİ
Olgu merkezli düşünmenin en değerli sonucu insanı şu cümleyi söylemeye alıştırmasıdır:
“Bunu henüz bilmiyorum.”
İnsanların çoğu belirsizlikten hoşlanmaz.
Bir boşluk gördüğünde onu tahminle doldurur.
Sonra tahminini gerçek kabul eder.
Daha sonra başkalarına aktarır.
Böylece:
Tahmin → Kanaat → İnanç → Sözde gerçek
zinciri oluşur.
Bilge insan bu zinciri kırabilir.
Şöyle der:
“Bu konuda yeterli bilgiye sahip değilim.”
Bu bir zayıflık değil, epistemolojik disiplindir.
23. OLGU TEMELLİ DÜŞÜNME YÖNTEMİ
Günlük hayatta kullanılabilecek pratik bir yöntem geliştirebiliriz.
Bir olay karşısında dört sütun oluşturun:
OLGU | YORUM | TAHMİN | BİLİNMEYEN |
Müşteri teklifi reddetti | Fiyatı yüksek buldu | Başka taşınmaz alacak | Gerçek nedeni |
Tapuda haciz kaydı görünüyor | Satış zor olabilir | Satış gecikebilir | Haczin kaldırılma süresi |
Kiracı ödemeyi geciktirdi | Mali problemi olabilir | Yeniden gecikebilir | Gerçek mali durumu |
Bu tablo insanın düşüncesini olağanüstü şekilde temizler.
Çünkü zihnimizde birbirine karışan dört farklı şeyi ayırırız.
24. OLGU TEMELLİ KARAR VERME
Sağlıklı karar verme şu sırayla yapılabilir:
OLGU
↓
KANIT
↓
ANALİZ
↓
YORUM
↓
ALTERNATİFLER
↓
RİSK
↓
KARAR
Bu yöntemde özellikle “olgu” ile “yorum” arasına mesafe koymak önemlidir.
Çünkü kötü kararların önemli bir bölümü yanlış olgudan değil, doğru olgunun yanlış yorumlanmasından kaynaklanabilir.
25. BİLGE İNSANIN OLGUYA YAKLAŞIMI
Bilge insan bir olay hakkında konuşurken üç farklı cümleyi ayırabilir:
“Bunu biliyorum.”
Kanıtım var.
“Böyle düşünüyorum.”
Gerekçeli kanaatim var.
“Bunu tahmin ediyorum.”
Henüz yeterli bilgi yok.
Bu üç cümleyi birbirine karıştırmamak büyük bir zihinsel disiplindir.
26. OLGU VE ELEŞTİREL DÜŞÜNME
Eleştirel düşünme çoğu zaman “her şeyi eleştirmek” zannedilir.
Oysa eleştirel düşünmenin temel sorularından biri şudur:
“Bu iddianın dayandığı olgular nelerdir?”
Ardından:
Olgular doğrulanabilir mi?
Kaynakları güvenilir mi?
Eksik bilgi var mı?
Başka açıklamalar mümkün mü?
Yorum ile veri birbirine karıştırılmış mı?
Sonuç kanıttan daha güçlü mü?
soruları gelir.
Bu nedenle eleştirel düşünmenin temelinde olgu analizi vardır.
27. OLGU VE SOSYAL MEDYA
Sosyal medya çağında olgu ile yorum arasındaki sınır giderek daha fazla bulanıklaşmaktadır.
Örneğin bir paylaşım:
“Bu şirket battı!”
şeklinde olabilir.
Fakat gerçekte:
şirketin satışları düşmüş olabilir,
zarar açıklamış olabilir,
borçları artmış olabilir,
bir şubesi kapanmış olabilir.
Bunların hiçbiri otomatik olarak:
“Şirket battı.”
sonucunu doğurmaz.
Dolayısıyla sosyal medyada olgusal düşünmenin ilk kuralı:
Başlığı değil, veriyi incelemektir.
28. OLGU VE YAPAY ZEKA ÇAĞI
Yapay zekânın gelişmesiyle olgu kavramı daha da önemli hale gelmiştir.
Çünkü artık çok akıcı, ikna edici ve profesyonel görünen bir metin üretmek mümkündür.
Fakat:
Akıcılık = Doğruluk değildir.
Bir metin çok güzel yazılmış olabilir.
Ama içindeki bilgi yanlış olabilir.
Bu nedenle yapay zekâ çağında temel soru:
“Bu bilgi doğru mu?”
sorusunun yanında:
“Bu bilginin kaynağı ne?”
sorusudur.
İnsanlığın önündeki yeni epistemolojik problem yalnızca bilgiye erişmek değil:
üretilmiş bilgi ile doğrulanmış bilgiyi ayırabilmektir.
29. OLGU VE BİLGELİK
Olgu kavramı bizi önemli bir felsefi sonuca götürür:
Gerçeği bilmek ile gerçeğe sahip olduğunu düşünmek aynı şey değildir.
Bilgelik burada ortaya çıkar.
Bilge insan:
olguyu araştırır,
kanıtı değerlendirir,
yorumunu ayırır,
belirsizliği kabul eder,
karşı görüşü dinler,
gerektiğinde fikrini değiştirir.
Dolayısıyla bilgelik:
Her konuda kesin konuşmak değil, hangi konuda ne ölçüde kesin konuşabileceğini bilmektir.
30. OLGU KONUSUNDA 15 ALTIN KURAL
1.
Olay ile olay hakkındaki yorumunu ayır.
2.
Bir iddiayı doğrulanmadan olgu olarak kabul etme.
3.
“Kim söyledi?” sorusunu sor.
4.
“Kanıt nedir?” sorusunu sor.
5.
Gözlem ile yorumu ayır.
6.
Kanaat ile bilgiyi birbirine karıştırma.
7.
Geçmişteki olgudan geleceğe kesin sonuç çıkarma.
8.
Tek bir olaydan kişilik analizi yapma.
9.
Bir davranışın nedenini bildiğini varsayma.
10.
Kendi hafızana bile gerektiğinde şüpheyle yaklaş.
11.
Karşı kanıtı özellikle ara.
12.
“Bilmiyorum” demekten korkma.
13.
Kesinlik derecesini belirt.
14.
Veri ile verinin yorumunu ayır.
15.
Fikrini kanıtın gücüne göre oluştur.
SONUÇ: OLGUYA SADAKAT
Olgu kavramını anlamak aslında düşüncenin temizliğini öğrenmektir.
İnsan zihni olayları yalnızca kaydetmez.
Onları yorumlar.
Anlamlandırır.
Değerlendirir.
Bazen de yeniden şekillendirir.
Bu nedenle düşünsel disiplinin temel sorularından biri:
“Gerçekte ne oldu?”
sorusudur.
Fakat bunun hemen ardından ikinci soru gelmelidir:
“Bunun gerçekten olduğunu nereden biliyorum?”
Üçüncü soru:
“Bundan yaptığım yorum nedir?”
Dördüncü soru:
“Henüz bilmediğim ne var?”
İşte bu dört soru insanın düşüncesini büyük ölçüde temizler.
Olgu şudur:
Gerçekleşen şey.
Bilgi şudur:
Olgu hakkında doğru ve gerekçelendirilmiş anlayışımız.
Yorum şudur:
Olguya verdiğimiz anlam.
Kanaat şudur:
Kanıt ve değerlendirmelerimize dayanarak oluşturduğumuz düşünce.
Tahmin şudur:
Henüz gerçekleşmemiş veya yeterince doğrulanmamış durum hakkında öngörümüz.
Bunları birbirinden ayırabilen insanın düşüncesi berraklaşır.
Çünkü artık:
“Biliyorum.”
ile
“Böyle düşünüyorum.”
ile
“Böyle tahmin ediyorum.”
arasındaki farkı görebilir.
Ve belki de olgu merkezli düşünmenin en önemli ilkesi şu cümlede özetlenebilir:
“Önce ne olduğunu belirle; sonra ne anlama geldiğini tartış.”
Çünkü gerçeklik ile yorum birbirine karıştırıldığında tartışma çıkar.
Gerçeklik ile yorum ayrıldığında ise düşünce başlar.
MÜNÜR ŞENAY İÇİN “OLGU DİSİPLİNİ”
Günlük hayat için şu kısa zihinsel formül kullanılabilir:
OLGU
Ne oldu?
KANIT
Bunu nereden biliyorum?
YORUM
Ben buna ne anlam veriyorum?
TAHMİN
Bundan sonra ne olacağını düşünüyorum?
BELİRSİZLİK
Neyi bilmiyorum?
KARAR
Bu bilgilerle ne yapmalıyım?
Bu altı basamaklı sistem, epistemolojik düşüncenin günlük hayata uygulanmış biçimidir.
Ve olgun düşüncenin temel cümlesi şudur:
“Gerçek ile benim gerçek hakkındaki düşüncemi birbirine karıştırmayacağım.”


Yorumlar