İNSANIN ALTIN ÇAĞI: 20–50 YAŞ ARASINDA HAYATINI İNŞA ETMEK
Prepared : Münür Şenay
İnsanın hayatında birçok dönem vardır. Çocukluk öğrenme dönemidir. Ergenlik, kimliğin şekillenmeye başladığı dönemdir. Yaşlılık ise çoğu zaman insanın biriktirdiklerini değerlendirdiği ve hayat tecrübesini aktardığı dönemdir.
Fakat bana göre insan hayatının en önemli ve en verimli dönemi 20 ile 50 yaş arasındaki otuz yıllık zaman dilimidir.
Ben bu döneme “insanın altın çağı” diyorum.
Çünkü bu dönem, insanın aynı anda birçok önemli avantaja sahip olduğu bir dönemdir:
Gençlik vardır.Enerji vardır.Öğrenme kapasitesi yüksektir.Çalışma gücü vardır.Risk alma cesareti vardır.Yeni bir hayat kurma imkânı vardır.Ve en önemlisi, önünde hâlâ uzun bir zaman vardır.
Ancak burada çok önemli bir ayrım vardır:
20–50 yaş arasındaki herkes altın çağını yaşamaz.
Bazıları bu otuz yılı hayatının en büyük yatırım dönemine dönüştürür.
Bazıları ise aynı otuz yılı tüketir.
İşte hayatlar arasındaki büyük fark burada ortaya çıkar.
ALTIN ÇAĞI YAŞAMAK YAŞLA DEĞİL, ZAMANIN KULLANIMIYLA İLGİLİDİR
20 yaşına gelen herkes başarılı olacak diye bir kural yoktur.
50 yaşına gelen herkes başarısız olacak diye de bir kural yoktur.
Burada “altın çağ” derken kesin bir biyolojik sınırdan bahsetmiyorum.
Burada anlatmak istediğim şey şudur:
20–50 yaş arası, insanın hayatını kurmak için olağanüstü fırsatlara sahip olduğu dönemdir.
Çünkü insan artık çocuk değildir.
Kendi kararlarını verebilir.
Çalışabilir.
Meslek öğrenebilir.
Para kazanabilir.
Sermaye oluşturabilir.
İnsan ilişkileri kurabilir.
Evlenebilir.
Çocuk sahibi olabilir.
Bir iş kurabilir.
Uzmanlaşabilir.
Yeni bir dil öğrenebilir.
Yeni bir meslek öğrenebilir.
Hatalar yapabilir ve bu hataları düzeltmek için hâlâ zamanı vardır.
İşte bütün bunların birleşimi 20–50 yaş arasını çok özel bir dönem hâline getirir.
20–30 YAŞ: TEMEL ATMA DÖNEMİ
20–30 yaş arasını bir binanın temeline benzetiyorum.
Bu dönemde insanın yaptığı tercihler, ilerleyen yıllarda hayatının şeklini belirlemeye başlar.
İyi eğitim almak...
Bir meslek öğrenmek...
Çalışma disiplini kazanmak...
Kötü alışkanlıklardan uzak durmak...
Doğru insanlarla arkadaşlık etmek...
Tasarruf etmeyi öğrenmek...
İletişim becerilerini geliştirmek...
Okumak...
Kendini tanımaya çalışmak...
Bunların hepsi aslında geleceğe yapılan yatırımlardır.
20 yaşında kazanılan bir alışkanlık, 30 yaşında karakterin bir parçası hâline gelebilir.
30 yaşında karakterin bir parçası olan davranışlar ise 40 yaşında hayatın sonucunu oluşturabilir.
Bu nedenle gençlik sadece eğlenilecek bir dönem değildir.
Gençlik, geleceğin inşa edildiği dönemdir.
30–40 YAŞ: ÜRETİM VE YÜKSELME DÖNEMİ
30 yaşından sonra insan artık yalnızca bilgi toplamaya değil, bilgisini kullanmaya başlar.
Mesleki tecrübe artmıştır.
İnsanların ne istediğini daha iyi anlamaya başlar.
Kendi güçlü ve zayıf yönlerini daha iyi tanır.
Hayatın gerçekleriyle karşılaşmıştır.
Artık 20 yaşındaki hayaller ile gerçek hayat arasındaki farkı görmeye başlamıştır.
Eğer 20–30 yaş arasında sağlam bir temel oluşturmuşsa, 30–40 yaş arasında bunun karşılığını almaya başlayabilir.
Mesleğinde yükselir.
Geliri artar.
Çevresi genişler.
İtibarı oluşur.
Uzmanlığı artar.
Sermaye biriktirmeye başlar.
Kendi işini kurabilir.
Ve en önemlisi:
Kendisine güvenmeye başlar.
Çünkü özgüvenin en sağlam kaynağı, insanın kendisine verdiği sözleri tutmasıdır.
40–50 YAŞ: BİRİKİMİN MEYVE VERDİĞİ DÖNEM
40–50 yaş arasında insan artık gençlik enerjisinin yanında önemli bir başka güce sahip olur:
Tecrübe.
20 yaşındaki insanın enerjisi vardır ama tecrübesi azdır.
50 yaşındaki insanın tecrübesi vardır fakat fiziksel enerjisi 20 yaşındaki kadar olmayabilir.
40'lı yaşlardaki insan ise çoğu zaman bu ikisinin arasında önemli bir dengeye sahiptir.
Enerji hâlâ vardır.
Fakat bunun yanında yılların getirdiği tecrübe de vardır.
İnsan artık hangi insanlara güveneceğini daha iyi bilir.
Hangi işin kendisine uygun olduğunu bilir.
Hangi fırsatın gerçekten fırsat olduğunu daha iyi anlayabilir.
Risk ile kumar arasındaki farkı öğrenmiştir.
Paranın nasıl kazanıldığını ve nasıl kaybedildiğini görmüştür.
İnsanları daha iyi okuyabilir.
Ve eğer önceki yıllarda doğru yatırımlar yaptıysa, artık bunların meyvelerini toplamaya başlayabilir.
AYNI 30 YIL, FARKLI İKİ HAYAT
İşte hayatın en çarpıcı tarafı burada ortaya çıkar.
İki insan düşünelim.
İkisi de 20 yaşında.
İkisinin de önünde 30 yıl var.
Birisi bu yılları bilinçli kullanıyor.
Diğeri ise sürekli erteliyor.
Birinci kişi:
20 yaşında öğreniyor.25 yaşında çalışıyor.30 yaşında uzmanlaşıyor.35 yaşında sermaye biriktiriyor.40 yaşında işini büyütüyor.45 yaşında tecrübesini kullanıyor.50 yaşında güçlü bir birikime ulaşıyor.
İkinci kişi ise:
20 yaşında eğlenceyi önceliyor.25 yaşında sorumlulukları erteliyor.30 yaşında hâlâ yön arıyor.35 yaşında geçmiş hatalarının sonuçlarıyla uğraşıyor.40 yaşında kaybettiği zamanı fark ediyor.45 yaşında telafi etmeye çalışıyor.50 yaşında ise “Keşke daha önce başlasaydım” diyor.
İkisinin de elinde aynı şey vardı:
Zaman.
Fakat zamanlarını aynı şekilde kullanmadılar.
BAŞARILI OLANLAR NEDEN ALTIN ÇAĞINI YAŞAYABİLİYOR?
Başarılı insanların hepsi dâhi değildir.
Hepsi zengin bir aileden gelmez.
Hepsi şanslı değildir.
Fakat başarılı insanların önemli bir ortak özelliği vardır:
Zamanlarını uzun vadeli düşünerek kullanırlar.
Birinci özellikleri disiplindir.
İstedikleri her şeyi yapmazlar.
Bazen yapmak istedikleri şeylerden vazgeçerler.
Çünkü bugünkü zevk ile yarının kazancı arasında seçim yapmaları gerektiğini bilirler.
İkinci özellikleri öğrenme isteğidir.
“Ben artık bunu öğrendim, daha fazla öğrenmeme gerek yok.” demezler.
Yeni şeyler öğrenirler.
Mesleklerini geliştirirler.
İnsanları anlamaya çalışırlar.
Teknolojiyi takip ederler.
Okurlar.
Üçüncü özellikleri sabırdır.
Başarının bir gecede gelmeyeceğini bilirler.
Bir ağacın bugün dikilip yarın gölge vermeyeceğini bilirler.
Bu nedenle yıllarca çalışabilirler.
Dördüncü özellikleri kötü alışkanlıklarını kontrol edebilmeleridir.
İnsanın enerjisini yalnızca çalışmak tüketmez.
Bağımlılıklar, aşırı tüketim, sürekli eğlence, yanlış arkadaşlıklar, gereksiz harcamalar ve amaçsız yaşam da insanın enerjisini tüketir.
Bu nedenle başarılı insan yalnızca ne yapacağını değil, neyi yapmayacağını da bilir.
PEKİ ALTIN ÇAĞINI YAŞAYAMAYANLAR NEDEN YAŞAYAMIYOR?
Burada insanları suçlamak kolaydır.
“Çalışmadı.”
“İradesizdi.”
“Başarısızdı.”
demek kolaydır.
Fakat hayat bundan daha karmaşıktır.
İnsanların başlangıç koşulları aynı değildir.
Kimi iyi eğitim alır.
Kimi alamaz.
Kiminin ailesi destek olur.
Kimi ailesinin sorunlarıyla mücadele etmek zorunda kalır.
Kimi ekonomik olarak avantajlı başlar.
Kimi büyük maddi sıkıntılarla hayata başlar.
Dolayısıyla başarıyı sadece “çalışkanlık” ile açıklamak doğru değildir.
Ancak bütün bu farklılıklara rağmen bazı davranışlar insanın hayatını ciddi biçimde etkiler.
Bunların başında erteleme gelir.
“Daha sonra yaparım.”
“Önce biraz hayatımı yaşayım.”
“40 yaşında başlarım.”
“Bir gün mutlaka yapacağım.”
İnsan bazen farkına varmadan hayatının en değerli yıllarını bu cümlelerle tüketir.
Bir diğer sorun kötü alışkanlıklardır.
Kötü alışkanlıklar yalnızca para veya sağlık kaybettirmez.
En büyük kayıp bazen zaman kaybıdır.
Çünkü kaybedilen para tekrar kazanılabilir.
Kaybedilen zaman ise geri gelmez.
EĞİTİM NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
20 yaşından önce alınan eğitim, insanın 20–50 yaş arasındaki yolculuğuna başlangıç avantajı sağlayabilir.
Fakat eğitim yalnızca diploma değildir.
Gerçek eğitim;
düşünmeyi öğrenmek,soru sormayı öğrenmek,çalışmayı öğrenmek,disiplin kazanmak,insanlarla iletişim kurmayı öğrenmek,problem çözebilmek vekendi kendine öğrenebilmektir.
Bir insan bunları öğrenmişse, hayat boyunca kendisini geliştirebilir.
Bu yüzden iyi eğitim almış fakat öğrenmeyi bırakmış insan ile eğitim imkânı sınırlı olup sürekli kendisini geliştiren insan arasında zaman içerisinde büyük fark oluşabilir.
KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR ALTIN ÇAĞIN EN BÜYÜK DÜŞMANLARINDAN BİRİDİR
İnsanın gençlik yıllarında yaptığı bazı seçimler ilerleyen yıllarda büyük sonuçlar doğurur.
Çünkü alışkanlıklar zamanla güçlenir.
Bugün küçük görünen bir davranış, on yıl sonra hayatın tamamını etkileyebilir.
Bu nedenle genç yaşlarda insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir:
“Bu alışkanlığım beni 10 yıl sonra nereye götürecek?”
Bu soru çok değerlidir.
Çünkü insan çoğu zaman bugünkü davranışının bugünkü sonucuna bakar.
Bilge insan ise davranışının gelecekteki sonucuna bakar.
ALTIN ÇAĞIN FORMÜLÜ
20–50 yaş arasındaki hayatı bir bileşik yatırım gibi düşünürsek şöyle bir formül ortaya çıkar:
Eğitim + Disiplin + Sağlam Alışkanlıklar + Çalışma + Sabır + Doğru İnsanlar + Tasarruf + Sürekli Öğrenme = Birikimli Başarı
Bu formülün karşısında ise başka bir denklem vardır:
Erteleme + Kötü Alışkanlıklar + Amaçsızlık + Aşırı Tüketim + Yanlış Çevre + Sabırsızlık = Kaybedilen Yıllar
Burada çok önemli bir gerçek vardır:
Sonuçlar hemen ortaya çıkmaz.
İşte bu yüzden birçok insan yanlış yolda olduğunu fark ettiğinde çok fazla zaman geçmiştir.
BAŞARI BİR ANDA DEĞİL, BİLEŞEREK GELİR
Bir insanın 20 yaşında okuduğu bir kitap belki hayatını hemen değiştirmez.
Ama o kitapta öğrendiği bir fikir, 25 yaşında verdiği bir kararı etkileyebilir.
O karar 30 yaşında başka bir fırsat yaratabilir.
O fırsat 35 yaşında yeni bir iş kurmasına yol açabilir.
O iş 40 yaşında sermaye oluşturabilir.
Sermaye 50 yaşında özgürlük sağlayabilir.
İşte hayatın büyük başarıları çoğu zaman böyle oluşur.
Küçük doğru kararlar, yıllar içerisinde büyük sonuçlara dönüşür.
50 YAŞINDA HER ŞEY BİTMİŞ MİDİR?
Kesinlikle hayır.
“İnsanın altın çağı 20–50 yaş arasıdır” demek, 50 yaşından sonra hayat biter demek değildir.
Tam tersine.
50 yaşından sonra insanın başka bir gücü ortaya çıkar:
Tecrübe.
50 yaşındaki insan yeniden öğrenebilir.
Yeni bir iş kurabilir.
Yeni bir meslek öğrenebilir.
Yeni bir hayat düzeni kurabilir.
Yeni insanlar tanıyabilir.
Daha önce yapamadığı şeyleri yapabilir.
Ancak 50 yaşından sonra insanın en önemli sermayesi çoğu zaman zaman değil, birikimdir.
Bu nedenle 20–50 yaş arasını iyi değerlendiren insan 50 yaşından sonra daha güçlü bir başlangıç noktasına sahip olur.
ASIL MESELE GENÇLİĞİ TÜKETMEK DEĞİL, İNŞA ETMEKTİR
Gençlik insana verilmiş sınırsız bir kaynak değildir.
Her gün biraz azalır.
20 yaşındaki insanın önünde çok uzun bir gelecek vardır.
30 yaşındaki insan hâlâ çok geniş bir alana sahiptir.
40 yaşındaki insanın hâlâ önemli fırsatları vardır.
50 yaşındaki insan ise artık geçmişte yaptığı yatırımların sonuçlarını daha açık biçimde görmeye başlar.
Bu yüzden gençlik yalnızca eğlenilecek bir dönem değildir.
Gençlik, geleceğin satın alındığı dönemdir.
Bugünkü disiplin gelecekte özgürlük satın alır.
Bugünkü eğitim gelecekte uzmanlık satın alır.
Bugünkü tasarruf gelecekte güvenlik satın alır.
Bugünkü çalışma gelecekte seçenekler satın alır.
Bugünkü doğru alışkanlıklar gelecekte daha kaliteli bir hayat satın alır.
HAYATIN EN BÜYÜK YATIRIMI ZAMANDIR
İnsan para kaybedebilir.
Tekrar kazanabilir.
İşini kaybedebilir.
Yeni bir iş kurabilir.
Bir fırsatı kaçırabilir.
Yeni bir fırsat yakalayabilir.
Ama zaman farklıdır.
Giden zaman geri gelmez.
Bu nedenle insanın sahip olduğu en değerli sermaye yalnızca para değildir.
Zamandır.
20–50 yaş arasındaki otuz yıl, bir insanın hayatında yaklaşık 10.950 gündür.
Bu günlerin her biri tek tek önemsiz görünebilir.
Fakat otuz yılın sonunda ortaya çıkan hayat, o küçük günlerin toplamıdır.
İşte insanın kaderi çoğu zaman büyük kararlarla değil, küçük kararların yıllar boyunca tekrar edilmesiyle şekillenir.
SONUÇ: ALTIN ÇAĞI İNSAN KENDİSİ YARATIR
Bana göre insanın 20–50 yaş arasındaki dönemi hayatının altın çağı olmaya adaydır.
Ama bu dönem otomatik olarak altın çağ hâline gelmez.
İnsan onu kendisi yaratır.
İyi eğitim alırsa...
Kendisine bir meslek kazandırırsa...
Kötü alışkanlıklardan uzak durursa...
Çalışmayı öğrenirse...
Sabırlı olursa...
Parasını yönetirse...
Doğru insanlarla birlikte olursa...
Sürekli öğrenirse...
Hatalarından ders çıkarırsa...
Ve en önemlisi, zamanının değerini anlarsa, 20–50 yaş arasındaki dönem gerçekten bir altın çağa dönüşebilir.
Buna karşılık insan bu dönemi sürekli erteleyerek, tüketerek, kötü alışkanlıklarla ve amaçsızlıkla geçirirse; yıllar ilerledikçe elindeki en büyük sermayenin azaldığını fark eder:
Zaman.
Belki de insanın kendisine sorabileceği en önemli soru şudur:
“Bugün yaptığım şey, 50 yaşındaki beni güçlendirecek mi, yoksa 50 yaşındaki ben bugünümü neden boşa harcadığımı mı soracak?”
Bu sorunun cevabı, insanın hayatının yönünü değiştirebilir.
Çünkü 20 yaşında insan geleceğini kurmaya başlar.30 yaşında kurduğu şeyleri büyütür.40 yaşında birikimini güçlendirir.50 yaşında ise büyük ölçüde ne inşa ettiğini görür.
Ve belki de hayatın en acı gerçeği şudur:
İnsan çoğu zaman gençliğinin değerini, gençliği geçtikten sonra anlar.
Bu nedenle altın çağınızı beklemeyin.
Onu inşa edin.
Çünkü hayatın en değerli dönemi, yalnızca genç olduğunuz dönem değil;
gençliğinizin gücünü geleceğiniz için kullanabildiğiniz dönemdir.
Prepared : Münür Şenay


Yorumlar