top of page

FELSEFEDE ŞÜPHECİLİK

Yazarın fotoğrafı: MÜNÜR ŞENAY
MÜNÜR ŞENAY
31 Tem
9 dakikada okunur

Kesinlik Arayışı, Bilginin Sınırları ve Düşünsel Özgürlük


Hazırlayan: Münür Şenay

GİRİŞ: ŞÜPHE NEDEN FELSEFENİN BAŞLANGICIDIR?

İnsan çoğu zaman bildiğini zanneder.

Bir şey duyar ve inanır.

Bir şey görür ve doğru kabul eder.

Çoğunluk bir düşünceyi savunuyorsa onu benimser.

Bir otorite bir şey söylüyorsa doğru olduğunu düşünür.

Fakat felsefe tam burada durur ve sorar:

“Bunu gerçekten biliyor musun?”

Bu soru basit görünür.

Fakat insan düşüncesinin en derin problemlerinden birini ortaya çıkarır.

Çünkü bir şeyin doğru olduğuna inanmak ile onun gerçekten doğru olduğunu bilmek aynı şey değildir.

İşte şüphecilik, bu farkın üzerine düşünür.

Şüphecilik yalnızca “hiçbir şey doğru değildir” demek değildir.

Asıl mesele:

Bir inancın bilgi sayılabilmesi için ne kadar sağlam temele ihtiyacımız olduğunu sorgulamaktır.

Bu nedenle şüphecilik, felsefenin yıkıcı bir gücü olduğu kadar yapıcı bir gücüdür.

Çünkü şüphe:

Yanlış bilgiyi temizler.

Önyargıyı görünür hale getirir.

Kesinlik iddialarını sınar.

İnsanı düşünmeye zorlar.

1. FELSEFİ ANLAMDA ŞÜPHECİLİK NEDİR?

Günlük dilde şüphe:

“Bir şeyden emin olmamak”

anlamına gelir.

Felsefi şüphecilik ise daha sistematik bir tutumdur.

Şüpheci filozof şu soruyu sorar:

“Bir inancı bilgi olarak kabul etmek için elimizde yeterli gerekçe var mı?”

Bu nedenle şüphecilik:

  • bilgi kaynaklarını,

  • duyuları,

  • aklı,

  • hafızayı,

  • tanıklığı,

  • otoriteyi,

  • bilimsel sonuçları,

  • hatta bazen matematiksel ve mantıksal kabulleri

sorgulayabilir.

Ancak her şüphecilik aynı değildir.

Bazı şüpheciler:

“Kesin bilgi mümkün değildir.”

sonucuna yaklaşırken, bazıları:

“Kesin bilgi konusunda temkinli olmalıyız.”

der.

Bu iki yaklaşım arasında önemli fark vardır.

2. ŞÜPHECİLİK İLE İNKÂRCILIK AYNI ŞEY DEĞİLDİR

Bu ayrım çok önemlidir.

Şüpheci:

“Bu iddianın doğru olduğundan emin olmak için yeterli kanıtımız var mı?”

der.

İnkârcı:

“Bu kesinlikle yanlıştır.”

diyebilir.

Dolayısıyla şüpheci, kanıt yetersiz olduğu için hükmü askıya alabilir.

İnkârcı ise kanıt yetersizliğini doğrudan karşı iddianın doğruluğu olarak kabul edebilir.

Şüphecilik:

“Bilmiyorum.”

diyebilme cesaretidir.

İnkârcılık ise çoğu zaman:

“Yanlış.”

hükmünü kanıtsız biçimde vermektir.

3. SOKRATES: “BİLMEDİĞİMİ BİLİYORUM”

Şüpheciliğin köklerinden biri Sokrates'in düşüncesinde görülür.

Sokrates'in felsefi yöntemi insanların kesin sandıkları bilgileri sorgulamaktı.

Bir kişi:

“Adaletin ne olduğunu biliyorum.”

dediğinde Sokrates:

“Adalet nedir?”

diye sorardı.

Kişi cevap verirdi.

Sokrates yeni sorular sorardı.

Sonunda kişi kendi tanımındaki çelişkileri fark ederdi.

Bu yöntemin amacı karşısındaki kişiyi küçük düşürmek değildi.

Amaç:

Sahte bilgi duygusunu ortadan kaldırmaktı.

Sokrates'in düşüncesinin temelinde epistemolojik tevazu vardır.

İnsan önce:

“Bilmiyor olabilirim.”

diyebilmelidir.

Çünkü bilmediğini bilen insan öğrenmeye başlayabilir.

4. PYRRHON VE ANTİK ŞÜPHECİLİK

Antik Yunan'da şüpheciliğin en önemli isimlerinden biri Pyrrhon'dur.

Pyrrhon'un yaklaşımı daha radikaldir.

İnsanların şeylerin gerçek doğası hakkında kesin bilgiye ulaşmasının mümkün olmayabileceğini savunur.

Buradan önemli bir sonuç çıkar:

Yargıyı askıya almak

Yani:

“Bu konuda kesin hüküm vermiyorum.”

demek.

Antik şüpheciliğin önemli kavramlarından biri:

Epoché

yani yargının askıya alınmasıdır.

Bu yaklaşım şüpheciliği yalnızca zihinsel bir faaliyet olmaktan çıkarıp yaşam biçimine de dönüştürür.

5. SEPTİKLERİN TEMEL SORUSU

Antik şüphecilerin önemli sorularından biri şudur:

“Bir şeyin doğru olduğunu düşündüğümüzde, onun yanlış olamayacağını nasıl gösterebiliriz?”

Örneğin:

“Bu şey doğrudur.”

diyoruz.

Şüpheci:

“Bunu hangi gerekçeyle söylüyorsun?”

diye soruyor.

Gerekçe veriyoruz.

Şüpheci:

“Peki bu gerekçenin kendisinin doğru olduğunu nereden biliyorsun?”

diye soruyor.

Bir başka gerekçe veriyoruz.

Sonra:

“Peki onun doğruluğunu nereden biliyorsun?”

Bu süreç sonsuza kadar devam edebilir.

Buna:

Gerekçelendirme sonsuz gerilemesi

problemi denebilir.

Bu problem epistemolojinin temel sorunlarından biridir.

6. DESCARTES VE METODİK ŞÜPHE

Şüpheciliğin modern felsefedeki en önemli örneklerinden biri René Descartes'tır.

Descartes'ın amacı:

Şüphe etmek için şüphe etmek değildi.

Tam tersine:

Şüphe edilemeyecek kadar sağlam bir bilgi temeli bulmaktı.

Bu nedenle metodik şüphe yöntemini kullandı.

Önce duyularını sorguladı.

Duyular zaman zaman bizi yanıltıyordu.

Sonra rüya ihtimalini düşündü.

Şu anda uyanık olduğumuzu nasıl kesin olarak bilebiliriz?

Daha sonra daha radikal bir düşünce deneyine başvurdu.

Kendimizi sistematik biçimde yanıltan bir güç olduğunu varsayarsak ne olur?

Bütün bu şüphelerin sonunda bir şeyin kesin olduğunu düşündü:

Şüphe ediyorsam düşünüyorum.

Düşünüyorsam varım.

Böylece:

Cogito, ergo sum.

yani:

“Düşünüyorum, öyleyse varım.”

sonucuna ulaştı.

7. DESCARTES'IN ŞÜPHECİLİĞİNİN ÖNEMİ

Descartes'ın yöntemi bize önemli bir düşünce disiplini öğretir:

Bir bilgiyi sağlamlaştırmak istiyorsan önce onu sınamaktan korkma.

Bu yaklaşım modern bilimin ruhuyla da belirli ölçüde uyumludur.

Bilimsel düşünce de:

“Bu doğrudur.”

demekle yetinmez.

Şunu sorar:

“Bunu yanlışlayabilecek bir şey var mı?”

Dolayısıyla şüphe, doğru bilgiye düşman olmak yerine doğru bilgiye ulaşmanın aracı olabilir.

8. DAVID HUME VE RADİKAL EMPİRİK ŞÜPHE

David Hume şüpheciliği özellikle nedensellik ve tümevarım üzerinden geliştirmiştir.

Örneğin güneşin her gün doğduğunu görüyoruz.

Bundan:

“Güneş yarın da doğacak.”

sonucunu çıkarıyoruz.

Ama Hume soruyor:

Bunun zorunlu olduğunu nereden biliyoruz?

Geçmişte sürekli böyle olması gelecekte de aynı şekilde olacağını mantıksal olarak kanıtlar mı?

İşte burada:

Tümevarım problemi

ortaya çıkar.

Bilimin önemli bir bölümü gözlemlerden genel sonuçlara ulaşır.

Fakat:

Geçmişte sürekli gerçekleşen bir olayın gelecekte de mutlaka gerçekleşeceği

mantıksal olarak kesin değildir.

Hume'un bu düşüncesi modern bilim felsefesi üzerinde çok büyük etki yaratmıştır.

9. ŞÜPHECİLİK VE DUYULAR

Şüpheciliğin önemli hedeflerinden biri duyulardır.

Çünkü duyularımız zaman zaman yanılır.

Örneğin:

  • Uzakta küçük görünen bir nesne yakında büyük olabilir.

  • Su içindeki çubuk kırılmış gibi görünebilir.

  • Karanlıkta bir nesne farklı algılanabilir.

  • İşitme yanılabilir.

  • Görsel illüzyonlar bizi yanıltabilir.

Bundan:

“Duyular tamamen değersizdir.”

sonucu çıkmaz.

Daha doğru sonuç:

“Duyularımız önemlidir fakat yanılmaz değildir.”

Bu ayrım çok önemlidir.

10. ŞÜPHECİLİK VE HAFIZA

İnsanların çoğu hafızasına güçlü biçimde güvenir.

Ancak hafıza bir kamera değildir.

Bir olayın üzerinden zaman geçtikçe hatırlama biçimi değişebilir.

İnsan:

  • bazı ayrıntıları unutabilir,

  • bazılarını abartabilir,

  • sonradan öğrendiği bilgileri eski anısıyla birleştirebilir.

Bu nedenle:

“Ben çok net hatırlıyorum.”

cümlesi tek başına yeterli bir doğruluk garantisi değildir.

Şüpheci burada:

“Hafızanı destekleyen başka kanıt var mı?”

diye sorar.

11. ŞÜPHECİLİK VE TANIKLIK

Başkalarının söylediklerini de bilgi kaynağı olarak kullanırız.

Fakat tanıklık da kusursuz değildir.

Bir insan:

  • yanlış görmüş olabilir,

  • yanlış hatırlamış olabilir,

  • yanlış anlamış olabilir,

  • olayın yalnızca bir kısmını görmüş olabilir,

  • bilinçli olarak yalan söylemiş olabilir.

Bu nedenle:

“Biri söyledi.”

ile:

“Bu doğrulanmış bir olgudur.”

aynı şey değildir.

Şüphecilik burada önemli bir filtre görevi görür.

12. ŞÜPHECİLİK VE OTORİTE

Bir düşüncenin doğru olması için onu söyleyen kişinin ünlü olması gerekmez.

Aynı şekilde bir düşüncenin yanlış olması için sıradan bir insan tarafından söylenmiş olması da gerekmez.

Şüpheci:

“İddiayı söyleyen kim?”

sorusunun yanında:

“İddianın kanıtı nedir?”

sorusunu sorar.

Bu yaklaşım:

Otoriteye körü körüne teslimiyeti

engeller.

Ancak burada başka bir aşırılıktan da kaçınmak gerekir.

Uzmanlığı tamamen reddetmek de doğru değildir.

Çünkü bilgi üretiminde uzmanlık önemlidir.

Doğru yaklaşım:

Otoriteyi kanıtla birlikte değerlendirmektir.

13. ŞÜPHECİLİK VE BİLİM

Bilim ile şüphecilik arasında güçlü bir ilişki vardır.

Bilimin temel özelliklerinden biri:

Sonuçların eleştiriye ve teste açık olmasıdır.

Bilimsel bir teori:

“Bana inan.”

demez.

“Beni test et.”

der.

Bilimsel bilgi:

  • gözlem,

  • deney,

  • ölçüm,

  • eleştiri,

  • tekrar,

  • karşılaştırma

yoluyla sınanır.

Dolayısıyla bilimsel düşünce açısından şüphe:

yıkıcı değil, düzeltici bir mekanizmadır.

14. KARL POPPER VE ELEŞTİREL AKIL

Karl Popper'a göre bilimsel düşüncede önemli olan noktalardan biri yanlışlanabilirliktir.

Bir teori hiçbir koşulda yanlışlanamayacak şekilde kurulmuşsa onu bilimsel olarak değerlendirmek sorunludur.

Bu anlayış şüpheciliğin bilimsel düşünceye katkısını gösterir.

Bilim insanı:

“Benim teorim kesinlikle doğrudur.”

demek yerine:

“Teorimi sınayın; eğer yanlışsa bunu gösterin.”

demelidir.

Bu yaklaşım entelektüel dürüstlüğün güçlü bir örneğidir.

15. ŞÜPHECİLİK VE HUKUK

Hukukta şüphe kavramı çok önemlidir.

Çünkü mahkeme geçmişte gerçekleşmiş bir olay hakkında karar vermek zorundadır.

Ancak hâkim geçmişe gidip olayı doğrudan göremez.

Delillere bakar:

  • belgeler,

  • tanıklar,

  • bilirkişi raporları,

  • kamera kayıtları,

  • elektronik veriler,

  • maddi bulgular,

  • diğer deliller.

Burada epistemolojik problem şudur:

“Bu delil bize olay hakkında ne kadar güvenilir bilgi veriyor?”

Dolayısıyla hukuk sistemi de bir anlamda:

kanıt – güvenilirlik – çıkarım – karar

zinciri üzerinde çalışır.

16. ŞÜPHECİLİK VE GÜNLÜK HAYAT

Şüphecilik yalnızca filozofların kullanacağı bir araç değildir.

Günlük hayatta örneğin biri:

“Bu ev kesinlikle üç ay içinde satılır.”

diyebilir.

Şüpheci hemen:

  • Buna ilişkin hangi veriler var?

  • Benzer taşınmazlar ne kadar sürede satılmış?

  • İstenen fiyat nedir?

  • Gerçekleşmiş satışlar nedir?

  • Piyasa koşulları nasıl?

  • Satıcının beklentisi gerçekçi mi?

diye sorar.

Sonuçta:

“Kesinlikle satılır.”

yerine:

“Mevcut verilere göre satılma ihtimali yüksek.”

demek daha epistemolojik olarak sağlamdır.

17. ŞÜPHECİLİK VE EMLAKÇILIK

Bir emlak danışmanı için şüphecilik özellikle değerlidir.

Müşteri:

“Bu arsa kesinlikle yakında imara açılacak.”

diyebilir.

Emlakçı bunu doğrudan gerçek kabul etmemelidir.

Sorulması gerekenler:

  • Resmî imar durumu nedir?

  • Plan değişikliği var mı?

  • Yetkili kurumun kararı var mı?

  • Mevcut plan nedir?

  • Söylenti mi, belge mi?

  • Plan süreci hangi aşamada?

Bu yaklaşım:

Söylenti → Bilgi

dönüşümünü engeller.

Aynı şekilde:

“Bu bölgede fiyatlar kesinlikle iki katına çıkacak.”

iddiası da tahmin olarak değerlendirilmelidir.

18. ŞÜPHECİLİK VE SOSYAL MEDYA

Günümüzde şüpheciliğin en önemli kullanım alanlarından biri sosyal medyadır.

Bir paylaşım:

“SON DAKİKA! Her şey değişti!”

diyebilir.

Şüpheci:

“Kaynak?”

diye sorar.

Bir video:

“Bu görüntü bugün çekildi.”

diyebilir.

Şüpheci:

“Görüntünün tarihi ve kaynağı doğrulanmış mı?”

diye sorar.

Bir kişi:

“Uzmanlar böyle söylüyor.”

diyebilir.

Şüpheci:

“Hangi uzmanlar?”

diye sorar.

Bu üç soru bile yanlış bilgiye karşı önemli bir savunma oluşturur.

19. ŞÜPHECİLİK VE YAPAY ZEKA

Yapay zekâ çağında şüpheciliğin önemi daha da artmıştır.

Çünkü artık:

İkna edici biçimde yazılmış yanlış bilgiler

üretmek çok kolaydır.

Bir metnin:

  • düzgün olması,

  • profesyonel görünmesi,

  • uzun olması,

  • ikna edici olması

onun doğru olduğu anlamına gelmez.

Bu nedenle yapay zekâ çağında yeni bir temel ilke ortaya çıkmaktadır:

Akıcılık kanıt değildir.

Bir bilgi kaynağının üslubu değil:

kanıtı, kaynağı ve doğrulanabilirliği

önemlidir.

20. RADİKAL ŞÜPHECİLİK

Şüpheciliğin daha ileri bir biçimi:

Radikal şüphecilik

olarak adlandırılabilir.

Bu yaklaşım:

“Dış dünyanın gerçekten var olduğunu nasıl biliyoruz?”

gibi çok temel sorular sorar.

Örneğin:

Belki şu anda rüya görüyoruz.

Belki duyularımız sürekli olarak yanıltılıyor.

Belki zihnimiz gerçekliği farklı biçimde oluşturuyor.

Bu tür düşünceler günlük yaşam için aşırı olabilir.

Ancak felsefi açıdan çok değerlidir.

Çünkü bize şunu gösterir:

Kesinlik dediğimiz şeyin altında sandığımızdan daha fazla varsayım bulunabilir.

21. ŞÜPHECİLİĞİN SINIRI

Burada önemli bir problem ortaya çıkar.

Eğer her şeyden şüphe edersek ne olur?

“Bu sandalyenin varlığından şüphe ediyorum.”

“Matematikten şüphe ediyorum.”

“Başkalarının varlığından şüphe ediyorum.”

“Dünyanın varlığından şüphe ediyorum.”

“Düşüncelerimin doğru olduğundan şüphe ediyorum.”

Sonunda hiçbir karar veremeyebiliriz.

Bu nedenle şüpheciliğin pratik bir sınırı vardır.

İnsan hayatını sürdürebilmek için belirli varsayımlara dayanmak zorundadır.

Dolayısıyla:

Sağlıklı şüphecilik, karar vermeyi tamamen durdurmak değil, kararın kesinlik derecesini doğru belirlemektir.

22. ŞÜPHECİLİK VE EPISTEMOLOJİK ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK

Şüpheciliğin insan karakterine kazandırabileceği en önemli özelliklerden biri:

Epistemolojik alçakgönüllülüktür.

Bu:

“Ben hiçbir şey bilmiyorum.”

demek değildir.

Şudur:

“Bildiklerimin sınırlarını biliyorum.”

Örneğin:

“Bu konuda mevcut kanıtlar benim görüşümü destekliyor; fakat yeni kanıt çıkarsa fikrimi değiştirebilirim.”

Bu yaklaşım güçlü bir zihnin göstergesidir.

23. ŞÜPHE ETMEK İLE KARARSIZ KALMAK AYNI DEĞİLDİR

Şüphecilik bazen kararsızlıkla karıştırılır.

Oysa ikisi farklıdır.

Kararsızlık:

Karar verememektir.

Şüphecilik:

Kararın dayandığı bilgilerin güvenilirliğini değerlendirmektir.

Örneğin:

“Bu yatırımın riski yüksek.”

diyen kişi karar verebilir.

Ama:

“Bu yatırım kesinlikle risksiz.”

diyen kişi şüpheciliğin uyarılarını göz ardı etmiş olabilir.

Şüphecilik karar vermeyi engellemek zorunda değildir.

Tam tersine daha bilinçli karar vermeyi sağlar.

24. ŞÜPHECİLİK VE STOACILIK

Şüphecilik ile Stoacılık birbirinin aynısı değildir.

Ancak aralarında önemli bir ortaklık vardır.

Stoacı düşünce insanın kendi yargılarını sorgulamasına önem verir.

Bir olay gerçekleşir.

Sonra insan o olay hakkında bir hüküm verir.

Stoacı düşünce:

“Olay ile senin olay hakkındaki yargını ayır.”

demeye yönelir.

Bu, epistemolojik şüphecilikle önemli bir kesişim noktasıdır.

Örneğin:

Olgu:

“Müşteri teklifimi reddetti.”

Yorum:

“Beni değersiz buldu.”

İkinci cümle olgudan zorunlu olarak çıkmaz.

Şüpheci:

“Bunu nereden biliyorsun?”

diye sorar.

Stoacı ise:

“Bu senin kontrolünde olan bir gerçek mi, yoksa olay hakkındaki yargın mı?”

diye yaklaşabilir.

İki yaklaşım farklı felsefi sistemlerden gelse de insanın kendi zihinsel yargılarını sorgulamasını teşvik eder.

25. ŞÜPHECİLİK VE BİLGELİK

Bilgelik çoğu zaman çok şey bilmek sanılır.

Oysa bilgelik aynı zamanda:

Neyi bilmediğini bilmek

demektir.

Şüphecilik burada önemli bir eğitim sağlar.

İnsana:

“Belki yanılıyorum.”

diyebilme yeteneği kazandırır.

Bu cümle insanı küçültmez.

Aksine düşünceyi esnek hale getirir.

Çünkü:

Kendisini yanılmaz gören insan öğrenemez.

26. ŞÜPHECİ BİR İNSAN NASIL DÜŞÜNÜR?

Şüpheci bir düşünür bir iddia karşısında şu sırayı izleyebilir:

1. İddia nedir?

Tam olarak ne söyleniyor?

2. Kaynak nedir?

Kim söylüyor?

3. Kanıt nedir?

Neye dayanıyor?

4. Kanıt güvenilir mi?

Doğrulanabilir mi?

5. Alternatif açıklamalar var mı?

Başka nedenler olabilir mi?

6. Ben neden buna inanmak istiyorum?

Kişisel beklentim var mı?

7. Karşı kanıt nedir?

Bana karşı çıkan veriler neler?

8. Kesinlik derecem nedir?

Kesin mi?

Muhtemel mi?

Olası mı?

Bilinmiyor mu?

Bu sekiz soru güçlü bir düşünsel filtre oluşturur.

27. ŞÜPHECİLİĞİN TEHLİKESİ: AŞIRI ŞÜPHE

Her düşünce gibi şüpheciliğin de aşırı biçimi olabilir.

Aşırı şüpheci insan:

  • hiçbir kaynağa güvenmez,

  • hiçbir uzmanı kabul etmez,

  • hiçbir kanıtı yeterli bulmaz,

  • sürekli komplo ihtimali arar,

  • hiçbir karar veremez.

Bu durumda şüphe:

özgürleştirici olmaktan çıkar ve düşünceyi felç eder.

Dolayısıyla olgun şüphecilik:

Her şeyi reddetmek değildir.

Kanıtın gücüne göre güven düzeyi belirlemektir.

28. SAĞLIKLI ŞÜPHECİLİK İLE KOMploCULUK ARASINDAKİ FARK

Komplo düşüncesi ile şüphecilik birbirine karıştırılmamalıdır.

Şüpheci:

“Bu açıklamanın kanıtı nedir?”

der.

Komplo düşüncesine saplanan kişi ise çoğu zaman:

“Kanıt olmaması, komplonun gizli olduğunu gösteriyor.”

gibi bir mantık kurabilir.

Böyle bir yapı kendisini yanlışlanamaz hale getirir.

Oysa sağlıklı şüphecilik:

Kendi inancının da yanlışlanabileceğini kabul eder.

Bu çok önemli bir farktır.

29. ŞÜPHECİLİKTE EN DEĞERLİ SORU

Şüpheci düşüncenin belki de en güçlü sorusu şudur:

“Beni fikrimi değiştirmeye ne ikna edebilir?”

Eğer bir insan:

“Hiçbir şey.”

diyorsa, artık araştırma yapmıyor demektir.

Çünkü düşüncesini hiçbir kanıt değiştiremiyorsa o düşünce:

kanıta dayalı bir inanç olmaktan çıkıp dogmaya dönüşebilir.

Gerçek düşünsel özgürlük:

Kanıt karşısında fikrini değiştirebilme özgürlüğüdür.

30. ŞÜPHECİLİK İÇİN 20 ALTIN KURAL

  1. Her duyduğuna inanma.

  2. Her gördüğünü kesin gerçek kabul etme.

  3. Kaynağı sorgula.

  4. Kanıt iste.

  5. Kanıtın güvenilirliğini araştır.

  6. Yorum ile olguyu ayır.

  7. Tahmin ile bilgiyi ayır.

  8. Tek bir olaydan genel sonuç çıkarma.

  9. Nedensellik iddialarını test et.

  10. Uzman görüşünü dikkate al fakat körü körüne kabul etme.

  11. Karşı kanıt ara.

  12. Kendi önyargını sorgula.

  13. Hafızanın yanılabileceğini kabul et.

  14. Duyuların yanılabileceğini kabul et.

  15. “Bilmiyorum” demekten korkma.

  16. Kesinlik derecesini belirle.

  17. Yeni kanıt geldiğinde fikrini değiştirmeye hazır ol.

  18. Her şeyi reddetme.

  19. Şüpheyi karar vermeyi engelleyecek kadar büyütme.

  20. Şüpheyi gerçeği bulmak için kullan; gerçeği reddetmek için değil.

SONUÇ: ŞÜPHE, BİLGİNİN DÜŞMANI DEĞİL, SINAVIDIR

Felsefi şüpheciliği yalnızca:

“Hiçbir şeyden emin olamayız.”

şeklinde anlamak eksik olur.

Şüpheciliğin daha derin mesajı şudur:

“İnançlarının temellerini incele.”

Çünkü insanın en büyük düşünsel yanılgılarından biri, inandığı şeyi bildiğini zannetmesidir.

Şüpheci düşünce bu yanılgıya karşı bir fren mekanizmasıdır.

Bize:

“Nereden biliyorsun?”

diye sorar.

Sonra:

“Kanıtın nedir?”

diye sorar.

Sonra:

“Başka bir açıklama olabilir mi?”

der.

Ve sonunda:

“Hangi kanıt seni fikrini değiştirmeye ikna eder?”

diye sorar.

Bu sorular insan zihnini dogmadan uzaklaştırır.

Ancak şüpheciliğin amacı sonsuza kadar şüphe içinde yaşamak değildir.

Amaç:

Daha sağlam inanmak.

Daha dikkatli karar vermek.

Daha az yanılmak.

Daha iyi düşünmek.

Gerçek ile yorum arasındaki farkı görmek.

Bilgi ile kanaati ayırmak.

Ve gerektiğinde “bilmiyorum” diyebilmek.

Bu nedenle şüpheciliği bir yıkım felsefesi olarak değil, bir zihinsel temizlik yöntemi olarak görmek mümkündür.

Şüphe, düşüncenin düşmanı değildir.

Şüphe, düşüncenin sınanmasıdır.

Ve belki de felsefi şüpheciliğin en güçlü cümlesi şudur:

“Bir şeye inanıyor olmam, onun doğru olduğunu kanıtlamaz.”

Bunun hemen arkasından gelen ikinci cümle ise:

“Doğruyu bulmak istiyorsam, kendi inancımı da sorgulayabilmeliyim.”

İşte gerçek entelektüel özgürlük burada başlar.

Şüphe etmek, düşüncenin durması değil; düşüncenin gerçekten başlamasıdır.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
BURSA’DA GENÇLER İŞ ARIYOR

İş Bulmak İçin Nerelere ve Nasıl Başvurmalı? Hazırlayan: Münür Şenay Bursa, Türkiye'nin önemli sanayi ve ticaret merkezlerinden biri. Otomotiv, tekstil, makine, metal, gıda, lojistik, perakende ve hiz

 
 
 

Yorumlar


bottom of page