EPISTEMOLOJİ: BİLGİNİN DOĞASI, KAYNAKLARI VE SINIRLARI
Hazırlayan: Münür Şenay
Giriş: İnsan Neyi, Nasıl ve Ne Kadar Bilebilir?
İnsan diğer canlılardan önemli ölçüde bilme ve bildiğini sorgulama yeteneğiyle ayrılır.
Bir insan yalnızca “Bu nedir?” diye sormaz.
Daha ileri gider:
“Bunu nereden biliyorum?”
İşte epistemolojinin başladığı yer burasıdır.
Epistemoloji, en genel anlamıyla bilginin ne olduğunu, nasıl elde edildiğini, ne zaman güvenilir sayılabileceğini ve insan bilgisinin sınırlarının neler olduğunu araştıran felsefe dalıdır.
Türkçede “bilgi felsefesi” olarak da adlandırılır.
Epistemoloji bize yalnızca bilgi vermeye çalışmaz. Daha önemli bir şey yapar:
Bir iddianın bilgi olup olmadığını ve o iddiaya neden inanmamız gerektiğini sorgular.
Bu nedenle epistemoloji yalnızca akademik bir felsefe konusu değildir.
Hukukta delilin değerlendirilmesinde, bilimde hipotezlerin sınanmasında, siyasette propaganda ile gerçeğin ayrılmasında, ticarette karar vermede, günlük hayatta insanları değerlendirirken ve hatta kendi düşüncelerimizi sorgularken epistemoloji doğrudan karşımıza çıkar.
1. EPISTEMOLOJİ NEDİR?
“Epistemoloji” kelimesi Yunanca episteme ve logos kelimelerinden gelir.
Episteme: Bilgi
Logos: Akıl yürütme, açıklama, inceleme
Dolayısıyla epistemoloji, kabaca:
“Bilginin incelenmesi”
anlamına gelir.
Fakat burada “bilgi” kelimesinin kendisi problemli hale gelir.
Çünkü bir şeye inanmak ile onu bilmek aynı şey değildir.
Örneğin:
“Yarın yağmur yağacak.”
diyen bir insanın tahmini doğru çıkabilir.
Fakat tahmininin doğru çıkması, onun başlangıçta bunu bildiği anlamına gelmez.
Burada üç kavramı birbirinden ayırmamız gerekir:
İnanç
Bir önermenin doğru olduğuna zihinsel olarak inanmak.
Doğruluk
Önermenin gerçekliğe uygun olması.
Gerekçelendirme
O önermeye inanmak için yeterli nedenlere sahip olmak.
Klasik epistemolojide uzun süre bilgi şu üç unsurun birleşimi olarak ele alınmıştır:
Bilgi = Gerekçelendirilmiş doğru inanç
Ancak daha sonra filozoflar bunun her durumda yeterli olmadığını göstermiştir.
Bu tartışma bizi epistemolojinin en önemli problemlerinden birine götürür.
2. “BİLMEK” İLE “İNANMAK” ARASINDAKİ FARK
Bir insan bir şeye inanabilir ve yanılabilir.
Örneğin:
“Bu kişinin dürüst olduğuna inanıyorum.”
Bu bir inançtır.
Fakat bu kişinin gerçekten dürüst olup olmadığı başka bir meseledir.
Burada epistemolojik düşünce şu soruyu sorar:
“Bu inancını hangi kanıtlara dayanarak oluşturuyorsun?”
Bu soru son derece önemlidir.
Çünkü insanlar çoğu zaman:
duyduklarına,
gördüklerine,
alışkanlıklarına,
otoritelere,
çoğunluğun düşüncesine,
kendi deneyimlerine,
korkularına,
önyargılarına
dayanarak bir şeyi doğru kabul ederler.
Ancak bunların hiçbiri tek başına kesin bilgi garantisi vermez.
3. BİLGİNİN KAYNAKLARI
Epistemolojinin temel sorularından biri şudur:
İnsan bilgiyi nereden elde eder?
Bu konuda çeşitli yaklaşımlar vardır.
3.1. Akılcılık – Rasyonalizm
Rasyonalizme göre akıl, bilginin temel kaynaklarından biridir.
Özellikle matematiksel ve mantıksal doğruların deneyimden bağımsız olarak akılla kavranabileceği düşünülür.
Rasyonalizmin önemli temsilcileri arasında:
Descartes
Spinoza
Leibniz
bulunur.
Örneğin:
“2 + 2 = 4”
önermesinin doğruluğunu öğrenmek için dünyada dört nesne aramak zorunda değiliz.
Akıl yürütme bize bu ilişkinin zorunlu olduğunu gösterebilir.
4. EMPİRİZM: BİLGİNİN KAYNAĞI DENEYİM MİDİR?
Empirizm ise bilginin oluşumunda duyusal deneyimi ön plana çıkarır.
Önemli empirist filozoflar arasında:
John Locke
George Berkeley
David Hume
sayılabilir.
Locke, insan zihninin başlangıçta boş bir levha olduğunu savunurken deneyimin bilgi oluşumundaki önemini vurgulamıştır.
Buradaki temel düşünce şudur:
İnsan dünyayı deneyimleyerek öğrenir.
Bir çocuğun ateşin sıcak olduğunu öğrenmesi buna örnektir.
Ancak empirizm de bazı problemlerle karşılaşır.
Çünkü duyularımız her zaman güvenilir değildir.
Bir çubuk suyun içinde kırılmış gibi görünebilir.
Oysa çubuk aslında kırılmamıştır.
Dolayısıyla:
“Gördüm, öyleyse doğrudur.”
demek epistemolojik açıdan yeterli değildir.
5. DESCARTES VE RADİKAL ŞÜPHE
Modern epistemolojinin en önemli isimlerinden biri René Descartes'tır.
Descartes bilgiye sağlam bir temel bulmak için sistematik şüphe yöntemini kullanmıştır.
Kendisine şu soruyu sorar:
“Şüphe edemeyeceğim kesin bir şey var mı?”
Duyularından şüphe eder.
Dış dünyanın gerçekliğinden şüphe eder.
Hatta rüya görüyor olabileceğini düşünür.
Fakat bir noktada kesinliğe ulaşır:
Şüphe ediyorsam düşünüyorum.
Düşünüyorsam varım.
Buradan meşhur:
Cogito, ergo sum.
yani:
“Düşünüyorum, öyleyse varım.”
sonucuna ulaşır.
Descartes'ın epistemolojik önemi şudur:
Bilginin sağlam bir temel üzerine kurulması gerektiğini savunur.
6. DAVID HUME VE NEDENSELLİK PROBLEMİ
Epistemoloji tarihinin en sarsıcı düşünürlerinden biri David Hume'dur.
Hume özellikle nedensellik kavramını sorgular.
Örneğin:
Bir taş bırakıyoruz.
Taş yere düşüyor.
Bunu tekrar tekrar gözlemliyoruz.
Sonra:
“Taşın bırakılması düşmesine neden olur.”
diyoruz.
Ama Hume şu soruyu sorar:
Gerçekten nedenselliği mi görüyoruz?
Yoksa yalnızca olayların sürekli art arda gerçekleştiğini mi gözlemliyoruz?
Bu son derece önemli bir ayrımdır.
Çünkü geçmişte bir olayın sürekli gerçekleşmiş olması, onun gelecekte de zorunlu olarak gerçekleşeceğini mantıksal olarak garanti etmez.
Bu problem:
Tümevarım problemi
olarak bilinir.
Bilimsel düşüncenin temelindeki en önemli epistemolojik sorunlardan biridir.
7. KANT: AKIL VE DENEYİ BİRLEŞTİRMEK
Immanuel Kant, rasyonalizm ile empirizm arasındaki çatışmaya yeni bir yaklaşım getirir.
Kant'ın temel düşüncelerinden biri şudur:
Bilgi deneyimle başlar ama bütün bilgimiz deneyimden doğmaz.
Bu çok önemli bir ayrımdır.
Kant'a göre insan zihni yalnızca dış dünyadan veri alan pasif bir kayıt cihazı değildir.
Zihin gelen deneyimleri belirli yapılar aracılığıyla düzenler.
Dolayısıyla bilgi:
Dış dünyadan gelen veriler + zihnin onları düzenleme biçimi
arasındaki ilişki içinde ortaya çıkar.
Bu yaklaşım epistemolojide büyük bir dönüşüm yaratmıştır.
8. “GERÇEK” İLE “BİLDİĞİMİZ GERÇEK” AYNI ŞEY Mİ?
Burada epistemolojinin çok derin bir problemi ortaya çıkar.
Bir şey gerçekten var olabilir.
Fakat bizim onu nasıl algıladığımız farklı olabilir.
Örneğin bir olay düşünelim.
Beş kişi aynı olayı görüyor.
Olaydan sonra beş farklı anlatım ortaya çıkıyor.
Hangisi gerçektir?
Bu durum özellikle hukukta çok önemlidir.
Çünkü tanık:
“Ben gördüm.”
diyebilir.
Ancak epistemoloji şu soruyu sorar:
Gerçekten gördü mü?
Görüş açısı uygun muydu?
Olayı doğru hatırlıyor mu?
O anda dikkatli miydi?
Daha sonra başkalarının anlatımlarından etkilenmiş olabilir mi?
Olayı kendi beklentileri doğrultusunda yorumlamış olabilir mi?
Dolayısıyla:
Bir insanın bir şeye tanık olması, onun yorumunun otomatik olarak doğru olduğu anlamına gelmez.
Bu düşünce günlük hayatta da son derece değerlidir.
9. ŞÜPHECİLİK
Epistemolojinin en güçlü damarlarından biri şüpheciliktir.
Şüphecilik:
“Her şey yanlıştır.”
demek değildir.
Daha doğru ifade şudur:
“Bir şeyi doğru kabul etmeden önce onu hangi temelde kabul ettiğimizi sorgulamalıyız.”
Şüphecilik bu anlamda düşüncenin düşmanı değil, kontrol mekanizmasıdır.
Ancak aşırı şüphecilik de sorun yaratabilir.
Eğer hiçbir şeyi bilemeyeceğimizi kabul edersek:
bilim yapamayız,
hukuk kuramayız,
günlük karar veremeyiz,
iletişim kuramayız.
Dolayısıyla epistemolojik olgunluk:
Ne her şeye inanmak ne de hiçbir şeye inanmamaktır.
Asıl mesele:
İnancın kanıt düzeyini doğru belirlemektir.
10. BİLGİNİN DERECELERİ
Her bilgi iddiası aynı kesinlik seviyesinde değildir.
Örneğin:
Kesinlik:“Üçgenin iç açılarının toplamı Öklid geometrisinde 180 derecedir.”
Yüksek olasılık:“Yarın güneş doğacak.”
Güçlü ampirik kanaat:“Bu ilaç çoğu hastada şu etkiyi oluşturuyor.”
Tahmin:“Bu şirketin hissesi yükselebilir.”
Spekülasyon:“Bu olayın arkasında kesinlikle şu kişi var.”
Bunların hepsini “bilgi” olarak aynı düzeyde değerlendirmek epistemolojik hata olur.
Bu nedenle iyi düşünür:
“Ne kadar eminim?”
sorusunu da sorar.
11. BİLİM VE EPISTEMOLOJİ
Bilim aslında büyük ölçüde epistemolojik bir faaliyettir.
Bilim:
Bir problem ortaya koyar.
Hipotez oluşturur.
Gözlem yapar.
Veri toplar.
Deney yapar.
Sonuçları analiz eder.
Hipotezi test eder.
Gerektiğinde hipotezi değiştirir.
Bilimin gücü:
Yanılmaz olmasından değil, hatalarını düzeltebilecek mekanizmalara sahip olmasından gelir.
Bu çok önemli bir noktadır.
Bilim:
“Ben kesinlikle yanılmam.”
demez.
Tam tersine:
“Yanılıyor olabilirim; bunu test edelim.”
der.
Bu nedenle bilimsel düşüncenin önemli özelliklerinden biri yanlışlanabilirlik ve eleştiriye açıklıktır.
12. KARL POPPER VE YANLIŞLANABİLİRLİK
Karl Popper bilimsel düşüncenin ayırt edici özelliklerinden birinin yanlışlanabilirlik olduğunu savunmuştur.
Bir iddianın bilimsel olabilmesi için onu yanlışlayabilecek bir gözlem veya deneyin mümkün olması gerekir.
Örneğin:
“Evreni görünmez güçler yönetmektedir ve bu güçler hiçbir şekilde gözlemlenemez.”
Bu iddia test edilebilir değilse bilimsel bir hipotez olarak değerlendirilmesi zordur.
Buna karşılık:
“Bu maddenin belirli koşullarda belirli bir sıcaklıkta genleşmesi gerekir.”
şeklindeki bir iddia test edilebilir.
Bu yaklaşım bilimsel düşüncenin önemli epistemolojik özelliklerinden birini ortaya koyar:
Bilgi, eleştiriden korkmamalıdır.
13. BİLGİ VE YANLIŞLAMA
Bir insanın düşüncesine aşırı bağlanması epistemolojik açıdan tehlikelidir.
Çünkü insan çoğu zaman:
“Benim fikrimi destekleyen kanıtları”
aramaya başlar.
Buna psikolojide:
Doğrulama yanlılığı
denir.
Örneğin bir kişi:
“Bu insan güvenilmez.”
diye düşünüyorsa, o kişinin yaptığı bütün hataları fark eder.
Ama doğru davranışlarını görmezden gelebilir.
Böylece kişi:
“Bak, haklı olduğumu gösteren başka bir kanıt daha çıktı.”
der.
Oysa epistemolojik olarak daha güçlü soru şudur:
“Ben yanılıyor olsaydım bunu nasıl anlayabilirdim?”
Bu soru entelektüel gelişimin en güçlü araçlarından biridir.
14. BİLGİ KAYNAĞI OLARAK OTORİTE
İnsanlar bilgiyi çoğu zaman başka insanlardan öğrenir.
Doktorun söylediği:
“Bu hastalık için şu tedavi uygulanır.”
Avukatın söylediği:
“Bu konuda kanun şu şekilde uygulanır.”
Mühendisin söylediği:
“Bu yapı şu nedenle risklidir.”
Bunlar uzmanlık temelli bilgi aktarımıdır.
Ancak epistemolojik açıdan:
“Uzman söyledi, o halde kesinlikle doğrudur.”
yaklaşımı da hatalı olabilir.
Uzmanlık önemlidir fakat:
uzman hata yapabilir,
kaynak eski olabilir,
uzman yanlış anlaşılmış olabilir,
çıkar çatışması olabilir,
yeni bilgiler eski görüşleri değiştirmiş olabilir.
Bu nedenle sağlıklı yaklaşım:
Otoriteyi reddetmek değil, otoriteyi kanıtla birlikte değerlendirmektir.
15. SOSYAL MEDYA ÇAĞINDA EPISTEMOLOJİ
Modern çağın en büyük epistemolojik problemlerinden biri:
Bilgi bolluğudur.
Eskiden temel problem:
“Bilgiye nasıl ulaşacağım?”
iken bugün problem çoğu zaman:
“Hangi bilgiye güveneceğim?”
haline gelmiştir.
İnternette:
gerçek haber,
sahte haber,
propaganda,
reklam,
manipülasyon,
yapay zekâ üretimi içerik,
montaj video,
bağlamından koparılmış görüntü,
yanlış istatistik
aynı anda karşımıza çıkabilir.
Bu nedenle modern insanın en önemli becerilerinden biri:
Bilgi doğrulama becerisidir.
16. BİR İDDİAYI NASIL SINAMALIYIZ?
Bir iddia duyduğumuzda şu soruları sorabiliriz:
1. İddiayı kim söylüyor?
Kaynak nedir?
2. Kanıt nedir?
Somut veri var mı?
3. Kaynak güvenilir mi?
Uzman mı, tanık mı, anonim hesap mı?
4. Başka kaynaklar ne diyor?
Tek kaynağa mı dayanıyoruz?
5. İddia test edilebilir mi?
Yanlış olduğunu gösterecek bir durum var mı?
6. Kaynağın çıkarı var mı?
Bu bilgiyi yaymaktan ekonomik, siyasi veya kişisel bir kazancı olabilir mi?
7. Ben bu bilgiye neden inanmak istiyorum?
En kritik sorulardan biri budur.
Çünkü bazen bizi kanıt değil, isteklerimiz ikna eder.
17. EPISTEMOLOJİ VE GÜNLÜK HAYAT
Epistemoloji yalnızca filozofların işi değildir.
Bir emlakçı düşünelim.
Bir gayrimenkulün:
“Kesinlikle bu fiyata satılır.”
denildiğini varsayalım.
Epistemolojik düşünce hemen sorar:
Bu fiyat hangi emsallere dayanıyor?
Kaç satış gerçekleşmiş?
İlan fiyatı mı, gerçekleşen satış fiyatı mı?
Bölgedeki arz ne durumda?
Taşınmazın hukuki durumu nedir?
İmar durumu nedir?
Fiziki özellikleri nelerdir?
Piyasanın mevcut durumu nedir?
Böylece:
Kanaat → Veri → Analiz → Sonuç
zinciri kurulur.
Bu yaklaşım yalnızca emlakta değil, hayatın her alanında kullanılabilir.
18. EPISTEMOLOJİ VE HUKUK
Hukuk açısından epistemoloji son derece önemlidir.
Mahkeme bir olay hakkında karar verirken aslında şu soruya cevap arar:
“Ne olduğunu hangi delillere dayanarak biliyoruz?”
Deliller:
belge,
tanık,
bilirkişi,
kamera görüntüsü,
elektronik kayıt,
sözleşme,
yazışma,
maddi bulgu
gibi kaynaklardan oluşabilir.
Ancak delilin varlığı ile delilin güvenilirliği aynı şey değildir.
Örneğin bir belge vardır.
Fakat:
sahte olabilir,
değiştirilmiş olabilir,
yanlış yorumlanabilir,
eksik olabilir.
Dolayısıyla hukukta da epistemolojik soru vardır:
“Bu delil bizi gerçeğe ne ölçüde yaklaştırıyor?”
19. EPISTEMOLOJİ VE ÖNYARGILAR
İnsan zihni tamamen tarafsız bir bilgi işleme makinesi değildir.
İnsan:
geçmiş deneyimlerinden,
korkularından,
beklentilerinden,
kültüründen,
alışkanlıklarından,
ekonomik çıkarlarından,
sosyal çevresinden
etkilenebilir.
Bu nedenle epistemolojik olgunluk yalnızca dış dünyayı sorgulamak değildir.
Kendi zihnimizi de sorgulamaktır.
Bazen en büyük epistemolojik hata:
“Ben tarafsızım.”
diye düşünmektir.
Daha olgun yaklaşım:
“Ben de yanılabilirim ve kendi önyargılarımı fark etmeyebilirim.”
demektir.
20. SOKRATES VE “BİLMEDİĞİNİ BİLMEK”
Epistemolojinin ruhunu anlatan en önemli düşüncelerden biri Sokrates'e atfedilen:
“Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.”
ifadesidir.
Bu sözün anlamı:
“Sokrates hiçbir şey bilmiyordu.”
değildir.
Asıl anlamı:
İnsanın kendi bilgisinin sınırlarını fark etmesi gerektiğidir.
Gerçek bilgelik:
“Her şeyi biliyorum.”
demek değildir.
Bilgelik:
“Neyi bildiğimi, neyi bilmediğimi ve neyi yalnızca tahmin ettiğimi ayırt edebiliyorum.”
diyebilmektir.
21. EPISTEMOLOJİK ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK
İyi düşünen insanın önemli özelliklerinden biri epistemolojik alçakgönüllülüktür.
Bu:
“Ben hiçbir şey bilmiyorum.”
demek değildir.
Şudur:
“Bildiklerimin sınırlarının farkındayım.”
Örneğin:
“Bu konuda elimdeki bilgiler bunlar. Bu nedenle kanaatim şu yönde; fakat yeni kanıt çıkarsa fikrimi değiştirebilirim.”
Bu cümle entelektüel olgunluğun göstergesidir.
Çünkü fikir değiştirmek her zaman zayıflık değildir.
Bazen:
Yeni kanıt karşısında fikrini değiştirmek, düşünsel gücün göstergesidir.
22. BİLGİ, KANAAT VE TAHMİNİ AYIRMAK
Günlük hayatta çok önemli bir disiplin oluşturabiliriz.
Her düşüncemizi üç kategoriden birine koyabiliriz:
BİLGİ
Güçlü kanıtlarla destekleniyor.
KANAAT
Makul gerekçelerim var fakat kesin değil.
TAHMİN
Henüz yeterli kanıt yok; öngörüde bulunuyorum.
Örneğin:
“Bu taşınmazın tapusu temiz.”
Bu bir bilgi iddiasıdır.
“Bu taşınmazın bu ay satılma ihtimali yüksek.”
Bu bir tahmindir.
“Bu fiyat bana göre yüksek.”
Bu bir kanaattir.
Bu üçü birbirine karıştırılmadığında düşünce kalitesi ciddi biçimde yükselir.
23. EPISTEMOLOJİNİN EN ÖNEMLİ SORULARI
Epistemoloji tarih boyunca şu soruların etrafında gelişmiştir:
Bilgi nedir?
Bilgi ile inanç arasındaki fark nedir?
Doğru nedir?
Bir şeyi bildiğimizi nasıl biliriz?
Bilginin kaynağı akıl mıdır?
Bilginin kaynağı deneyim midir?
Duyularımıza güvenebilir miyiz?
Kesin bilgi mümkün müdür?
Şüphecilik haklı mıdır?
Bilimsel bilgi neden güvenilirdir?
Başkalarının söylediklerini ne ölçüde bilgi kabul edebiliriz?
Hafızamız güvenilir midir?
Algılarımız gerçekliği doğru yansıtıyor mu?
Dil düşüncemizi nasıl etkiler?
Önyargılar bilgimizi nasıl bozar?
Bir inancı ne zaman değiştirmeliyiz?
Bilginin sınırları var mıdır?
Bunların her biri başlı başına büyük bir felsefi problemdir.
24. EPISTEMOLOJİK DÜŞÜNME İÇİN 10 ALTIN KURAL
Günlük yaşamda uygulanabilecek bir epistemoloji disiplini oluşturmak mümkündür.
1. Her duyduğuna inanma.
Bilgi ile söylentiyi ayır.
2. Her gördüğünü gerçek kabul etme.
Algı hata yapabilir.
3. Kaynağı sorgula.
“Kim söylüyor?” sorusunu sor.
4. Kanıt iste.
“Bunu nereden biliyorsun?” sorusunu kullan.
5. Karşı kanıt ara.
Sadece kendi fikrini destekleyen bilgileri toplama.
6. Kesinlik derecesini belirle.
“Kesin”, “muhtemel”, “olası”, “tahmin” ayrımı yap.
7. Uzmanlığı dikkate al.
Ama otoriteyi mutlaklaştırma.
8. Fikrini değiştirmekten korkma.
Yeni kanıt düşünceni değiştirebilir.
9. Kendi önyargılarını sorgula.
En zor eleştirmen bazen kendimiz olmalıyız.
10. Bilmediğini söylemekten çekinme.
“Bilmiyorum” entelektüel bir yenilgi değil, başlangıç noktasıdır.
25. EPISTEMOLOJİ VE BİLGELİK
Bilgi ile bilgelik aynı şey değildir.
Bir insan çok fazla bilgiye sahip olabilir fakat kötü kararlar verebilir.
Bilgelik ise:
Bilgiyi doğru zamanda, doğru ölçüde ve doğru biçimde kullanabilme yeteneğidir.
Bu nedenle epistemoloji insanı yalnızca daha bilgili yapmayı değil, bilgiyi değerlendirme konusunda daha bilinçli hale getirmeyi amaçlar.
Bilge insan:
“Ben haklıyım.”
demeden önce:
“Yanılıyor olabilir miyim?”
diye sorabilir.
Bu soru insanı küçültmez.
Tam tersine düşünceyi büyütür.
SONUÇ: GERÇEĞİ ARAMAK
Epistemolojinin temel amacı belki tek bir cümlede şöyle ifade edilebilir:
“İnandığımız şey ile gerçekten bildiğimiz şeyi birbirinden ayırmak.”
İnsan dünyayı olduğu gibi görmez.
Onu:
duyularıyla,
zihniyle,
geçmiş deneyimleriyle,
diliyle,
beklentileriyle,
önyargılarıyla
yorumlar.


Yorumlar