top of page

EN BÜYÜK BİLGE BİLE İNSAN OLMANIN SINIRLARINDAN KURTULAMAZ

Yazarın fotoğrafı: MÜNÜR ŞENAY
MÜNÜR ŞENAY
5 Ağu
5 dakikada okunur

Hazırlayan: Münür Şenay


İnsanlık tarihi boyunca bazı insanlar diğerlerinden daha bilge kabul edilmiştir.

Sokrates, insanın kendi cehaletini fark etmesini öğretti.Konfüçyüs, insanın kendisini eğitmesini ve topluma karşı sorumluluğunu anlattı.Epiktetos, insanın kontrolü dışındaki şeyleri kabullenmesini öğütledi.Marcus Aurelius, imparatorluğun gücü içinde bile kendi zihnini yönetmeye çalıştı.Mevlânâ, insanın iç dünyasına dönmesini ve nefsini aşmasını öğretti.

Fakat bütün bu büyük insanlar için ortak bir gerçek vardır:

Hiçbiri insan olmanın sınırlarından kurtulamamıştır.

Çünkü bilgelik, insanı insan olmaktan çıkarmaz.

Bilge insan da doğar.Bilge insan da yorulur.Bilge insan da hastalanır.Bilge insan da korkar.Bilge insan da yanılır.Bilge insan da kaybeder.Bilge insan da yaşlanır.Ve sonunda bilge insan da ölür.

İşte gerçek bilgelik belki de tam burada başlar.

Bilgelik, sınırsız olmak değildir

İnsan bazen bilgiyi ve bilgeliği birbirine karıştırır.

Çok şey bilen bir insanın her şeyi bilebileceğini düşünür.

Oysa insan bilgisinin de bir sınırı vardır.

Evren sonsuz denilebilecek kadar büyük, insan ömrü ise son derece kısadır.

İnsan milyonlarca yılın geçmişini anlamaya çalışırken yalnızca birkaç on yıllık bir hayat yaşar.

Bu nedenle en büyük filozof bile evrenin tamamını bilemez.

En büyük bilim insanı bile bütün gerçekliği kavrayamaz.

En deneyimli insan bile geleceği kesin olarak bilemez.

En bilge insan bile her durumda doğru karar veremez.

Dolayısıyla:

Bilgelik, her şeyi bilmek değil; insanın her şeyi bilemeyeceğini bilmektir.

Sokrates'in düşüncesinin gücü de burada ortaya çıkar.

"Ben biliyorum" diyen insanın karşısında, "Bilmediğimi biliyorum" diyebilen insan vardır.

İkinci insan daha zayıf değildir.

Tam tersine, düşünsel olarak daha güçlüdür.

Çünkü kendi sınırını görebilmektedir.

İNSANIN EN BÜYÜK SINIRI: KENDİSİ

İnsan dış dünyayı anlamaya çalışırken en zor anlamlandırdığı şey yine kendisidir.

Kendi duygularımızı bile her zaman doğru anlayamayız.

Bazen öfkemizin nedenini bilmeyiz.

Bazen bir insana neden bağlandığımızı açıklayamayız.

Bazen doğru olduğunu düşündüğümüz bir kararın aslında korkularımız tarafından yönlendirildiğini yıllar sonra fark ederiz.

Bazen de kendi düşüncelerimizin taraflı olduğunu göremeyiz.

Çünkü insan yalnızca düşünen bir varlık değildir.

Aynı zamanda:

  • duygusal,

  • biyolojik,

  • sosyal,

  • geçmişinden etkilenen,

  • arzuları olan,

  • korkuları bulunan,

  • çıkarları olan

bir varlıktır.

Bu nedenle insan ne kadar bilge olursa olsun kendi insanlığının etkisinden tamamen kurtulamaz.

BİLGE İNSAN DA DUYGULARA SAHİPTİR

Bilgelik, duygusuzluk değildir.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Bazı insanlar bilge insanı hiçbir şeyden etkilenmeyen, sürekli sakin, hiçbir zaman öfkelenmeyen, hiçbir zaman üzülmeyen bir insan olarak düşünür.

Oysa böyle bir insan bilge olmaktan önce insanlığını kaybetmiş olabilir.

Stoacıların öğretisi bile duyguların tamamen yok edilmesini istemez.

Stoacılık bize duyguların kölesi olmamayı öğretir.

Örneğin bir insan sevdiğini kaybettiğinde üzülür.

Bu üzüntü insan olmanın doğal sonucudur.

Bilge insanın farkı, üzüntünün hiç ortaya çıkmaması değildir.

Fark şudur:

Bilge insan üzüntüsünün içinde kaybolmamayı öğrenir.

Öfke gelir.

Ama öfkenin emriyle hareket etmek zorunda değildir.

Korku gelir.

Ama korku yüzünden bütün kararlarını değiştirmek zorunda değildir.

Arzu gelir.

Ama her arzusunu gerçekleştirmek zorunda değildir.

İşte bilgelik burada ortaya çıkar.

BİLGE İNSAN DA YANILIR

Belki de en önemli noktalardan biri budur.

Bilge olmak yanılmaz olmak değildir.

Tarihte çok büyük düşünürlerin bile hataları vardır.

Çünkü insan zihni kusursuz değildir.

Bilge insanın üstünlüğü, hiç hata yapmamasından değil;

hatasını görebilmesinden kaynaklanır.

Hata yaptığında savunmaya geçmek yerine:

"Burada yanılmış olabilirim."

diyebilmek büyük bir zihinsel olgunluktur.

Bu nedenle gerçek bilgelik ile kibir birbirinin zıddıdır.

Kibir:

"Ben bilirim."

der.

Bilgelik:

"Bildiklerimin sınırı olduğunu biliyorum."

der.

İNSANIN EN KAÇINILMAZ SINIRI: ÖLÜM

İnsanın sınırlarından söz ettiğimizde en büyük sınır şüphesiz ölümdür.

İnsanlık tarihindeki bütün büyük hükümdarlar öldü.

Bütün büyük filozoflar öldü.

Bütün büyük bilim insanları öldü.

Bütün büyük sanatçılar öldü.

Ve bugün yaşayan en büyük bilge de bir gün ölecektir.

İnsan ölümden kaçamaz.

Bilgi onu kurtaramaz.

Servet onu kurtaramaz.

Şöhret onu kurtaramaz.

Güç onu kurtaramaz.

Bilgelik bile onu biyolojik olarak ölümsüz yapmaz.

İşte "Memento Mori" düşüncesinin gücü buradadır:

Öleceğini hatırla.

Bu bir karamsarlık cümlesi değildir.

Tam tersine hayatı daha gerçek yaşamaya çağrıdır.

Çünkü insan ölümlü olduğunu kabul ettiğinde zamanın değerini daha iyi anlayabilir.

BİLGELİK ÖLÜMÜ YOK ETMEZ, ÖLÜMLE İLİŞKİYİ DEĞİŞTİRİR

Burada çok ince bir fark vardır.

Bilgelik ölümü ortadan kaldırmaz.

Ama insanın ölüm karşısındaki tavrını değiştirebilir.

Örneğin Epiktetos'un düşüncesinde insanın kontrol edebileceği şeylerle kontrol edemeyeceği şeyleri ayırması temel bir ilkedir.

Ölüm konusunda da aynı mantık geçerlidir.

İnsan ne zaman öleceğini kesin olarak kontrol edemez.

Fakat bugün nasıl yaşayacağını belli ölçüde kontrol edebilir.

Bu nedenle bilge insan:

"Ölmeyeceğim."

demez.

Şunu söylemeye çalışır:

"Öleceğimi biliyorum. Öyleyse bugün nasıl yaşamam gerektiğine dikkat etmeliyim."

Bu çok daha güçlü bir düşüncedir.

BİLGE İNSAN DA BAZEN KORKAR

Korku insanın biyolojik sisteminin bir parçasıdır.

Tehlike karşısında bedenin alarm vermesi insanın doğasında vardır.

Dolayısıyla bilge insanın hiç korkmaması beklenemez.

Cesaret de korkunun yokluğu değildir.

Cesaret, korkuya rağmen doğru olanı yapabilmektir.

Bu yüzden korkmayan insan mutlaka cesur değildir.

Belki de tehlikenin farkında değildir.

Cesur insan ise tehlikeyi görür, korkuyu hisseder ama yine de gerektiğinde doğru davranışı seçer.

Bu nedenle bilgelik korkuyu yok etmek değil, korkunun insanı yönetmesine izin vermemektir.

BİLGE İNSAN DA SEVER

İnsan olmanın en güçlü taraflarından biri sevgidir.

Fakat sevgi aynı zamanda insanı savunmasız bırakır.

Bir insanı sevdiğiniz zaman onu kaybetme ihtimali de vardır.

Bir çocuğu sevdiğiniz zaman onun geleceği için endişelenebilirsiniz.

Bir dostu sevdiğiniz zaman onun davranışlarından incinebilirsiniz.

Bir eşe bağlandığınız zaman ilişkinin geleceği konusunda kaygı yaşayabilirsiniz.

Bilge insan bütün bunlardan tamamen kurtulamaz.

Çünkü sevgi de insan olmanın bir parçasıdır.

Bilgelik burada sevgiden kaçmak değildir.

Severken bağımlı olmamayı, kaybederken tamamen yıkılmamayı öğrenmektir.

BİLGELİĞİN EN TEHLİKELİ DÜŞMANI: BİLGELİK KİBRİ

Burada çok önemli bir paradoks ortaya çıkar.

İnsan bilgelik yolunda ilerledikçe daha mütevazı olması gerekirken, bazen tam tersine kendisini diğer insanlardan üstün görmeye başlayabilir.

"Ben artık çoğu insandan daha bilinçliyim."

"Ben olayların gerçek yüzünü görüyorum."

"Diğer insanlar cahil."

"Ben onların göremediğini görüyorum."

İşte burada bilgelik bitmeye başlayabilir.

Çünkü kişi bilgelikten bir kimlik üretmiştir.

Artık bilgelik aramıyordur.

Bilge görünmeye çalışıyordur.

Gerçek bilgelik ise insanın kendisini sürekli sorgulamasını gerektirir.

Belki de en bilge insan:

"Ben de yanılabilirim."

diyebilen insandır.

BİLGE İNSAN TOPLUMDAN TAMAMEN KOPAMAZ

İnsan sosyal bir varlıktır.

Bu nedenle bilge insan da toplumdan etkilenir.

Ailesinden etkilenir.

Kültüründen etkilenir.

Yaşadığı dönemden etkilenir.

Ekonomik şartlardan etkilenir.

Çocukluğundan etkilenir.

Eğitiminden etkilenir.

İnsan tamamen boş bir zihinle dünyaya gelmez; fakat tamamen bağımsız bir zihin olarak da yaşamaz.

Bu nedenle "Ben hiçbir şeyden etkilenmem." diyen insan bile çoğu zaman farkında olmadığı etkilerin içerisindedir.

Gerçek bilgelik:

"Beni nelerin etkilediğini anlamaya çalışıyorum."

diyebilmektir.

BİLGE İNSANIN GÜCÜ SINIRLARINI KABUL ETMESİDİR

Buraya kadar anlattığımız bütün mesele tek bir noktada birleşiyor:

Bilge insan sınırsız olduğunu düşünmez.

Tam tersine sınırlarını daha iyi görür.

Neyi bilemediğini bilir.

Neyi kontrol edemeyeceğini bilir.

Nerede hata yapabileceğini bilir.

Ölümün kaçınılmaz olduğunu bilir.

Duygularının bulunduğunu bilir.

Korkularının bulunduğunu bilir.

Arzularının bulunduğunu bilir.

Ve bütün bunlara rağmen daha iyi yaşamaya çalışır.

İşte bilgelik budur.

İNSAN OLMAKTAN KURTULMAK DEĞİL, İNSANLIĞINI EĞİTMEK

Belki de bütün bu düşüncenin en güzel özeti şudur:

Bilgelik insan olmaktan kurtulma projesi değildir.

Bilgelik, insan olmanın zorlukları içerisinde daha iyi bir insan olma çabasıdır.

Öfkeleneceksin.

Ama öfkeni yönetmeye çalışacaksın.

Korkacaksın.

Ama korkunun esiri olmayacaksın.

Yanılacaksın.

Ama hatandan öğreneceksin.

Üzüleceksin.

Ama üzüntünün seni tamamen ele geçirmesine izin vermeyeceksin.

Seveceksin.

Ama sevginin seni kör etmesine izin vermeyeceksin.

Öleceksin.

Ama ölüm gerçeğini bilerek hayatını daha anlamlı yaşamaya çalışacaksın.

SONUÇ: EN BÜYÜK BİLGE BİLE İNSANDIR

İnsanlık tarihinin en büyük bilgeleri bile insan olmanın sınırlarından kurtulamadı.

Çünkü onların büyüklüğü insan olmamalarından değil, insan olmanın sınırlarını fark ederek yaşamalarından kaynaklanıyordu.

Bilge insan da acı çeker.

Bilge insan da hata yapar.

Bilge insan da korkar.

Bilge insan da sever.

Bilge insan da kaybeder.

Bilge insan da yaşlanır.

Ve bilge insan da ölür.

Fakat bütün bunların farkında olarak yaşar.

Belki de gerçek bilgelik tam olarak budur:

Sınırlarını ortadan kaldırmak değil, sınırlarının farkında olarak özgürleşmek.

İnsanlığın en büyük yanılgılarından biri, bilgelik yolunda ilerledikçe insanın kusursuzlaşacağını düşünmektir.

Oysa bilgelik kusursuzluk değildir.

Bilgelik, kusurlu olduğunu bilerek daha iyi olmaya devam etmektir.

Ve belki de insanın ulaşabileceği en yüksek nokta şudur:

"Ben her şeyi bilemem.Her şeyi kontrol edemem.Her zaman doğru davranamam.Ama bildiğim kadarıyla doğruyu arayabilir, kontrol edebildiğim kadarıyla doğruyu yapabilir ve yanıldığımda yeniden öğrenebilirim."

İşte bu düşünce, insanı tanrılaştırmadan yüceltir.

Çünkü gerçek bilgelik insanı insanlıktan çıkarmaz.

İnsanlığını daha bilinçli yaşamayı öğretir.

Hazırlayan: Münür Şenay

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
BURSA’DA GENÇLER İŞ ARIYOR

İş Bulmak İçin Nerelere ve Nasıl Başvurmalı? Hazırlayan: Münür Şenay Bursa, Türkiye'nin önemli sanayi ve ticaret merkezlerinden biri. Otomotiv, tekstil, makine, metal, gıda, lojistik, perakende ve hiz

 
 
 

Yorumlar


bottom of page