top of page

BİLGEYE HÜRMETTEN PUTA TAPINMAYA: İNSANLIK NEDEN BAZI İNSANLARI KUTSALLAŞTIRDI?

Yazarın fotoğrafı: MÜNÜR ŞENAY
MÜNÜR ŞENAY
5 Ağu
7 dakikada okunur

İnsan, bilgeye neden saygı duyar? Hürmet nerede biter, putlaştırma nerede başlar?


Hazırlayan: Münür Şenay


İnsanlık tarihinin en eski ve en dikkat çekici davranışlarından biri, bazı insanları diğerlerinden daha yüce kabul etmek ve onlara özel bir hürmet göstermektir.

Yaşlılar, bilge insanlar, filozoflar, din adamları, ermişler, evliyalar, peygamberler, toplum önderleri, kahramanlar ve devlet kurucuları tarih boyunca sıradan insanlardan farklı bir konuma yerleştirilmiştir.

Onlara danışılmış, sözleri dinlenmiş, mezarları ziyaret edilmiş, isimleri nesilden nesile aktarılmış, eserleri korunmuş ve çoğu zaman hayatları örnek alınmıştır.

Peki insan neden bunu yapmıştır?

Bu davranış yalnızca dinî bir ihtiyaçtan mı doğmuştur?

Yoksa insanın bilgiye, tecrübeye, ahlaka, güvene ve anlam arayışına duyduğu ihtiyaçtan mı?

Daha da önemlisi:

Bilgeye duyulan hürmet hangi noktada tehlikeli bir dönüşüm geçirerek insanı putlaştırmaya, kutsallaştırmaya ve sonunda düşünmekten vazgeçmeye götürür?

İşte insanlık tarihinin en önemli paradokslarından biri burada ortaya çıkar:

İnsan, kendisine hakikati gösterecek bilgeyi ararken, zaman zaman bilgenin kendisini hakikatin yerine koymuştur.

1. İLK İNSAN NEDEN BİLGEYE İHTİYAÇ DUYDU?

İlk insan topluluklarında bugün sahip olduğumuz bilgi kurumları yoktu.

Ne üniversiteler vardı ne kütüphaneler ne bilimsel araştırma merkezleri ne de internet.

Bilgi, insanların hafızasında yaşıyordu.

Bir yaşlı insan:

  • hangi bitkinin zehirli olduğunu,

  • nerede su bulunduğunu,

  • hangi hayvanın tehlikeli olduğunu,

  • hangi bölgede kışın yaşanamayacağını,

  • hangi kabileyle nasıl ilişki kurulacağını,

  • geçmişte yaşanan felaketleri

biliyordu.

Dolayısıyla tecrübeli insanın bilgisi, bazen doğrudan doğruya toplumun hayatta kalmasını sağlıyordu.

Bu nedenle yaşlılık yalnızca yaşlanmak değildi.

Yaşlılık, bir bilgi arşiviydi.

İnsanlar yaşlılara yalnızca yaşlarından dolayı değil, taşıdıkları tecrübe nedeniyle saygı göstermeye başladılar.

2. BİLGİDEN BİLGELİĞE GEÇİŞ

Fakat insanlık zaman içerisinde önemli bir farkı keşfetti:

Bilgi sahibi olmak, bilge olmak değildir.

Bilgili insan çok şey bilir.

Bilge insan ise bildiğini hayatın içinde doğru biçimde kullanabilir.

Bir insan hukuk kitaplarının tamamını okuyabilir fakat adaletsiz olabilir.

Bir insan dinî metinleri ezbere bilebilir fakat merhametsiz olabilir.

Bir insan felsefe konusunda çok bilgili olabilir fakat kibirli olabilir.

Demek ki toplumun yalnızca bilgiye değil, karaktere de ihtiyacı vardır.

İşte bilgelik burada ortaya çıkar.

Bilge insan yalnızca:

"Doğru nedir?"

sorusunu değil,

"Doğru olanı nasıl yaşayabilirim?"

sorusunu da sorar.

3. BİLGE İNSAN TOPLUMUN AHLÂKİ PUSULASIDIR

Toplumun ayakta kalabilmesi için yalnızca kanunlar yeterli değildir.

İnsanların birbirlerine güvenmeleri gerekir.

Dürüstlük gerekir.

Adalet gerekir.

Merhamet gerekir.

Ölçülülük gerekir.

Sorumluluk gerekir.

İşte bilge insanlar bu değerlerin yaşayan örnekleri haline gelir.

Toplum bir bilgeye baktığında aslında yalnızca bir kişiye bakmaz.

O kişinin temsil ettiği değerlere bakar.

Bir insan dürüstlüğüyle tanınıyorsa toplum şunu söyler:

"İnsan böyle yaşamalıdır."

Bir insan adaletiyle tanınıyorsa:

"İnsan böyle davranmalıdır."

Bir insan merhametiyle tanınıyorsa:

"İnsan böyle bir karaktere sahip olmalıdır."

Dolayısıyla toplum, bilge kişiyi bir bakıma ideal insanın sembolü haline getirir.

4. İNSAN NEDEN BAZI İNSANLARI KUTSALLAŞTIRIR?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

İnsan yalnızca aklıyla değil, sembollerle de düşünür.

Soyut bir değeri anlamakta zorlandığında onu bir insanın hayatında görmek ister.

Adalet soyut bir kavramdır.

Ama adaletli bir insan somuttur.

Merhamet soyut bir kavramdır.

Ama merhametli insan gözümüzün önündedir.

Bilgelik soyuttur.

Ama bilge insan bilgeliğin canlı örneğidir.

Böylece insan bazen değeri temsil eden kişiye, temsil ettiği değerden daha fazla önem vermeye başlar.

İşte tehlikeli dönüşüm burada başlar.

5. HÜRMETTEN KUTSALLAŞTIRMAYA GİDEN YOL

Başlangıçta süreç son derece masumdur:

"Bu insan bilgedir."

Sonra:

"Bu insan çok özel biridir."

Ardından:

"Onun sözleri çok değerlidir."

Sonra:

"Onun söylediğinde mutlaka bir hikmet vardır."

Bir sonraki aşamada:

"O yanılmaz."

Ve nihayet:

"Onun söylediklerini sorgulamak yanlış olur."

İşte burada büyük bir kırılma yaşanır.

Çünkü artık insanın amacı hakikati aramak değil, kişiyi savunmak haline gelir.

Bilge kişi artık hakikate götüren bir rehber olmaktan çıkar.

Hakikatin kendisiymiş gibi kabul edilir.

6. PUTLAŞTIRMA TAM DA BURADA BAŞLAR

Putlaştırma yalnızca taştan veya tahtadan yapılmış bir heykele tapmak değildir.

Putlaştırmanın daha derin bir anlamı vardır:

Bir şeyi veya kişiyi sorgulanamaz, eleştirilemez ve mutlak hale getirmek.

Bir insanın heykeline tapmak açık bir putperestlik biçimidir.

Fakat bir insanın düşüncelerini sorgulamadan kabul etmek de farklı bir tür zihinsel putlaştırma olabilir.

Çünkü put yalnızca dışarıda duran bir nesne değildir.

İnsanın zihninde de putlar oluşabilir.

Bir lider put olabilir.

Bir filozof put olabilir.

Bir din adamı put olabilir.

Bir devlet adamı put olabilir.

Bir siyasi fikir put olabilir.

Bir ideoloji put olabilir.

Hatta insanın kendi düşüncesi bile put haline gelebilir.

7. BİLGEYE SAYGI İLE PUTLAŞTIRMA ARASINDAKİ SINIR

Bu sınırı çok iyi çizmek gerekir.

Hürmet:

"Senden öğreneceğim şeyler var."

der.

Putlaştırma:

"Senin yanlış yapabileceğini kabul etmiyorum."

der.

Hürmet:

"Tecrübene değer veriyorum."

der.

Putlaştırma:

"Seni sorgulamam."

der.

Hürmet:

"Sözlerini düşünüyorum."

der.

Putlaştırma:

"Söylediğin her şey doğrudur."

der.

İşte aradaki fark budur.

8. GERÇEK BİLGE KENDİSİNİ PUTLAŞTIRMAZ

Gerçek bilgelik burada kendisini belli eder.

Gerçek bilge:

"Bana körü körüne inan."

demez.

Tam tersine:

"Düşün."

der.

"Sorgula."

der.

"Araştır."

der.

"Yanlışsam düzelt."

der.

Çünkü gerçek bilge bilir ki:

Hakikat bir insanın mülkü değildir.

Bilge kişi hakikatin sahibi değil, hakikatin arayıcısıdır.

Bu nedenle gerçek bilgelik, insanı kendisine bağımlı hale getirmez.

İnsanı kendi aklına kavuşturur.

9. SOKRATES'İN BÜYÜKLÜĞÜ BURADADIR

Socrates bir kral değildi.

Ordusu yoktu.

Serveti yoktu.

Siyasi makamı yoktu.

Fakat insanlara sürekli soru sordu:

"Adalet nedir?"

"Erdem nedir?"

"İyi yaşam nedir?"

Sokrates'in büyüklüğü insanlara hazır cevaplar vermesinde değil, onları düşünmeye zorlamasında yatıyordu.

Bu nedenle Sokrates'in mirası bir "Sokrates kültü" oluşturmak değil, Sokrates gibi sorgulayabilmek olmalıdır.

10. KONFÜÇYÜS'TEN YUNUS EMRE'YE

Confucius, toplum düzeninin yalnızca kanunlarla değil, insanların karakterleriyle de kurulabileceğini savundu.

Yunus Emre ise insanı sevgi, hoşgörü ve gönül üzerinden düşünmeye yöneltti.

Mevlânâ insanın iç dünyasını sorguladı.

Stoacılar insanı kendi tutkularının ve korkularının efendisi olmaya çağırdı.

Bu insanların değeri yalnızca söyledikleri cümlelerde değildir.

İnsanlara nasıl yaşayabileceklerini göstermelerinde yatar.

Fakat onların öğretilerine saygı göstermek başka şeydir;

onları yanılmaz insanlara dönüştürmek başka şey.

11. EVLİYALARA HÜRMET VE PUTPERESTLİK ARASINDAKİ ÇİZGİ

Dinî geleneklerde bu konu özellikle hassastır.

Bir kişinin Allah'a yakınlığına, takvasına, ahlakına ve güzel davranışlarına hürmet etmek başka bir şeydir.

O kişiyi ilahî güçlerin sahibi gibi görmek başka bir şeydir.

Buradaki temel mesele şudur:

Saygı duyulan insan ile ibadet edilen varlık birbirine karıştırılmamalıdır.

Bir insan:

"Bu kişi bana Allah'ı, iyiliği, ahlakı ve hakikati hatırlatıyor."

diyebilir.

Bu hürmettir.

Fakat:

"Bu kişinin kendisinde mutlak ve ilahî bir güç vardır."

noktasına gelindiğinde bambaşka bir alana girilmiş olur.

Dolayısıyla dinî açıdan da felsefi açıdan da önemli olan sınır şudur:

Kişiye verilen değer, kişinin temsil ettiği mutlak değerin yerine geçmemelidir.

12. İNSAN NEDEN PUT YAPMAYA MEYİLLİDİR?

Çünkü insan soyut olanı somutlaştırmak ister.

Tanrı soyuttur.

İnsan görünür bir varlık ister.

Hakikat soyuttur.

İnsan onu temsil edecek bir kişi ister.

Adalet soyuttur.

İnsan adaleti temsil eden bir kahraman ister.

Bilgelik soyuttur.

İnsan bilgeyi görmek ister.

Bu psikolojik ihtiyaç anlaşılabilir.

Fakat burada büyük bir tehlike vardır:

Sembol, temsil ettiği şeyin yerine geçebilir.

İnsan önce sembole bakar.

Sonra sembolü kutsallaştırır.

Sonra sembolün temsil ettiği hakikati unutabilir.

Ve sonunda sembolün kendisine bağlanır.

13. TARİHİN EN BÜYÜK TEHLİKELERİNDEN BİRİ: KİŞİ KÜLTÜ

Bu yalnızca din tarihinde görülmez.

Siyasette de görülür.

Bir lider başlangıçta topluma hizmet eder.

Sonra kahraman ilan edilir.

Sonra eleştirilemez hale gelir.

Sonra bütün başarılar ona mal edilir.

Sonra hataları bile savunulmaya başlanır.

Sonunda toplum:

"Lider ne yaparsa doğrudur."

noktasına gelir.

İşte burada lider artık insan olmaktan çıkıp sembolik bir put haline gelmiştir.

Bu nedenle kişi kültü, putlaştırmanın modern biçimlerinden biri olarak değerlendirilebilir.

14. EN TEHLİKELİ PUT, İNSANIN ZİHNİNDEKİ PUTTUR

Taştan yapılmış bir putu kırmak kolaydır.

Fakat zihindeki putu kırmak çok zordur.

Çünkü insan çoğu zaman kendi putunu göremez.

Bir insan:

"Ben özgür düşünüyorum."

diyebilir.

Ama aslında bütün düşüncelerini bir liderden alıyor olabilir.

Bir insan:

"Ben gerçeği savunuyorum."

diyebilir.

Ama aslında kendi grubunun inançlarını savunuyor olabilir.

Bir insan:

"Ben bilgeye saygı duyuyorum."

diyebilir.

Ama aslında o kişiyi sorgulanamaz hale getirmiş olabilir.

İşte gerçek özgürlük burada başlar:

İnsanın kendi zihnindeki putları fark etmesiyle.

15. BİLGELİĞİN EN BÜYÜK DÜŞMANI KİBİR DEĞİL, KÖR HAYRANLIKTIR

Kibirli insan:

"Ben her şeyi biliyorum."

der.

Fakat kör hayran da:

"O her şeyi biliyor."

der.

İkisinin sonucu aynıdır:

Sorgulama sona erer.

Bilge insan ise ikisini de reddeder.

O şöyle der:

"Ben de yanılabilirim."

Bu cümle, insanlık tarihinin en değerli cümlelerinden biridir.

Çünkü hakikatin kapısını açık tutar.

16. HÜRMETİN EN GÜZEL BİÇİMİ: BİLGENİN DEĞERLERİNİ YAŞATMAK

Bir bilgeye yapılabilecek en büyük saygı, onun heykelini dikmek olmayabilir.

Onun adına tören yapmak da olmayabilir.

Onun sözlerini ezberlemek de olmayabilir.

Belki de en büyük saygı:

Onun savunduğu erdemleri kendi hayatında yaşatmaktır.

Bir bilge dürüstlüğü savunduysa dürüst olmak.

Adaleti savunduysa adaletli olmak.

Merhameti savunduysa merhametli olmak.

Sorgulamayı savunduysa sorgulamak.

İnsan sevgisini savunduysa insanı sevmek.

İşte gerçek hürmet budur.

17. BİLGEYİ SEVMEK, ONUN YERİNE DÜŞÜNMEK DEĞİLDİR

Bir insanı sevmek onun bütün düşüncelerini doğru kabul etmek anlamına gelmez.

Bir filozofa hayran olmak onun bütün görüşlerini kabul etmek değildir.

Bir din büyüğüne saygı göstermek onun insanî yönünü yok saymak değildir.

Bir toplum önderini sevmek onu hatasız ilan etmek değildir.

Çünkü insan insandır.

En büyük bilge bile insan olmanın sınırlarından tamamen kurtulamaz.

Bu nedenle hürmet ile eleştirel düşünce birbirinin düşmanı değildir.

Tam tersine:

Gerçek hürmet, eleştirebilme özgürlüğünü de korur.

18. İNSANLIĞIN EN BÜYÜK SINAVI

Belki de insanlığın en büyük sınavlarından biri şudur:

Bir insana hayran olurken insan olduğumuzu unutmamak.

Bir lideri severken aklımızı kaybetmemek.

Bir bilgine saygı duyarken sorgulamayı bırakmamak.

Bir evliyaya hürmet ederken onu ilahlaştırmamak.

Bir filozofu okurken onun her cümlesini mutlak gerçek kabul etmemek.

Bir öğretmene saygı duyarken kendi aklımızı kullanmaya devam etmek.

Çünkü:

İnsan, insana rehber olabilir; fakat hiçbir insan hakikatin tamamı değildir.

19. GERÇEK BİLGELİK BİZİ KENDİSİNDEN ÖZGÜRLEŞTİRİR

Belki de gerçek bilgeyi sahte bilgeden ayırmanın en güzel ölçüsü budur:

Sahte bilge kendisine bağımlı insanlar ister.

Gerçek bilge ise kendisine ihtiyaç duymayan insanlar yetiştirir.

Sahte bilge:

"Ben olmadan düşünemezsiniz."

der.

Gerçek bilge:

"Benim söylediklerimi de sorgulayın."

der.

Sahte bilge takipçi ister.

Gerçek bilge düşünür insan ister.

Sahte bilge hayranlık ister.

Gerçek bilge hakikatin peşinden gitmenizi ister.

20. SON SÖZ: BİLGEYE HÜRMET EDİN, AMA AKLINIZI TESLİM ETMEYİN

İnsanlık bilgelere ihtiyaç duyacaktır.

Yaşlılara, öğretmenlere, filozoflara, ermişlere, evliyalara, bilim insanlarına, ahlak önderlerine ve toplumun gerçek anlamda örnek insanlarına saygı göstermek insanlığın güzel geleneklerinden biridir.

Çünkü insan tek başına her şeyi öğrenemez.

Başkasının tecrübesinden yararlanmak zorundadır.

Fakat hürmetin sınırı vardır.

Hürmet, aklın teslim edilmesi değildir.

Hayranlık, sorgulamanın terk edilmesi değildir.

Saygı, yanılmazlık ilanı değildir.

Bilgeyi sevmek, onu ilahlaştırmak değildir.

Ve belki de bütün bu yazının en önemli cümlesi şudur:

"BİLGEYİ YÜCELT; FAKAT ONU HAKİKATİN YERİNE KOYMA."

Çünkü bilge kişi bize gökyüzünü göstermek için parmağını kaldırabilir.

Fakat bazen insan parmağa bakmaktan gökyüzünü görmeyi unutabilir.

İşte putlaştırma tam da burada başlar.

Bilge, parmakla gösterilen hakikattir; put ise parmağın kendisini hakikat sanmaktır.

Bu nedenle gerçek bilgelik bizi bir insana bağlamaz.

Bizi hakikate bağlar.

Ve gerçek hürmet de insanı küçültmez, aksine insanı kendi aklıyla, vicdanıyla ve sorumluluğuyla baş başa bırakır.

ÇÜNKÜ GERÇEK BİLGE, KENDİSİNE TAPINILMASINI DEĞİL, İNSANIN GERÇEĞİ KENDİ AKLIYLA ARAMASINI İSTER.

Hazırlayan: Münür Şenay

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
BURSA’DA GENÇLER İŞ ARIYOR

İş Bulmak İçin Nerelere ve Nasıl Başvurmalı? Hazırlayan: Münür Şenay Bursa, Türkiye'nin önemli sanayi ve ticaret merkezlerinden biri. Otomotiv, tekstil, makine, metal, gıda, lojistik, perakende ve hiz

 
 
 

Yorumlar


bottom of page