top of page

RİSKİN EN BÜYÜK TUZAĞI: “BANA BİR ŞEY OLMAZ!”

Yazarın fotoğrafı: MÜNÜR ŞENAY
MÜNÜR ŞENAY
20 Eki
8 dakikada okunur


İnsan neden tehlikeyi görür ama kendisini tehlikenin dışında tutar?


Hazırlayan: Net Emlak Bursa / Münür Şenay


Giriş: İnsan tehlikeyi bilir, fakat kendisine yakıştırmaz

İnsanların hayatlarını tehdit eden en büyük sorunlardan biri, riskleri hiç bilmemeleri değildir. Asıl sorun, bildikleri risklerin kendilerini etkilemeyeceğine inanmalarıdır.

Sigaranın akciğer kanserine neden olabileceğini bilmeyen kaç kişi var? Deprem bölgesinde dayanıksız bir binada yaşamanın tehlikeli olduğunu kim bilmiyor? Dere yatağına ev yapmanın, aşırı borçlanmanın veya uyuşturucu bağımlılığının ciddi sonuçlar doğurabileceğini kim inkâr edebilir?

Buna rağmen insanlar sigara içmeye, riskli binalarda yaşamaya, ekonomik tehlikeleri görmezden gelmeye ve zararlı alışkanlıklarını sürdürmeye devam edebiliyor.

Çünkü insan zihni, bir tehlikenin varlığını kabul etmekle o tehlikenin kendi başına gelebileceğine gerçekten inanmak arasında önemli bir fark yaratıyor.

İşte bu yazının temel sorusu şudur:

Bir tehlikenin varlığını bildiğimiz hâlde neden kendimizi onun dışında tutarız? Ve henüz başımıza gelmemiş risklere karşı kendimizi nasıl koruyabiliriz?

1. Sigara örneği: Bilmek neden davranışı değiştirmiyor?

Sigara, insanın risk algısındaki çelişkiyi gösteren en çarpıcı örneklerden biridir.

Sigara içen bir kişi, sigaranın akciğer kanseri, KOAH, kalp-damar hastalıkları ve erken ölüm riskini artırdığını biliyor olabilir. Buna rağmen sigara içmeye devam edebilir.

Peki neden?

Çünkü tehlike ile sonuç arasındaki zaman mesafesi uzundur. İnsan sigarayı bugün içer, fakat sağlık sorunları yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bugün nefes alırken bir sorun yaşamıyorsa zihni, farkında olmadan şu sonuca varabilir:

“Şimdilik bir şey olmadı. Demek ki bende ciddi bir sorun çıkmayabilir.”

Oysa geçmişte bir zarar görmemiş olmak, gelecekte de zarar görmeyeceğinin kanıtı değildir.

Bir kişinin 20 yıl sigara içip henüz ciddi bir hastalık yaşamaması, sigaranın zararsız olduğunu göstermez. Yalnızca o kişinin bugüne kadar belirli bir hastalıkla karşılaşmamış olduğunu gösterir.

Burada kritik bir ayrım vardır: Risk, kesinlikle başımıza gelecek olay demek değildir; başımıza gelebilecek zararın olasılığını ve sonuçlarını ifade eder.

Sigara içen herkes akciğer kanseri olmaz. Ancak sigara içmek, akciğer kanseri ve birçok başka hastalık açısından riski artırır. Tehlikeli olan, hastalığın kesinlikle ortaya çıkmamasını zararsızlıkla karıştırmaktır.

İnsan çoğu zaman hastalanmadığı her günü, yanlış davranışının kendisini koruduğuna dair bir kanıt gibi yorumlar. Oysa riskler, görünmez biçimde birikiyor olabilir.

2. İnsan zihninin beş büyük risk tuzağı

A. “Bana bir şey olmaz” yanılgısı

İnsanlar olumsuz olayların başkalarının başına gelebileceğini kabul ederken kendilerini daha güvende hissedebilirler.

Sigara içen kişi, kanser olan bir başkasını görünce “Benim başıma gelmez” diyebilir. Depremde yıkılan binaları görür ama kendi binasının ayakta kalacağına inanabilir.

Bu düşüncenin altında bazen aşırı özgüven, bazen alışkanlık, bazen de korkutucu bir gerçekle yüzleşmekten kaçınma vardır.

Tehlike başkalarının başına gelebiliyorsa, benim başıma gelmesini de mümkün kabul etmeliyim.

Bu, sürekli korku içinde yaşamak anlamına gelmez. Gerçekçi bir risk değerlendirmesi yapabilmek anlamına gelir.

B. Bugünkü rahatlığı, gelecekteki zarara tercih etmek

İnsan zihni, hemen elde edilen ödüllere gelecekte ortaya çıkabilecek zararlardan daha fazla önem verebilir.

Sigara içmek kısa süreli bir haz, rahatlama veya alışılmış bir mola sağlayabilir. Sigarayı bırakmanın yararları ise kişinin gözünde uzak bir geleceğe ait olabilir.

Aynı durum başka alanlarda da görülür:

  • Bugün gereksiz harcama yapmak, ilerideki mali güvenliği zayıflatabilir.

  • Bugün sağlıksız beslenmek, uzun vadede hastalık riskini artırabilir.

  • Bugün güvenli olmayan bir yapıda yaşamak, gelecekte ağır sonuçlara yol açabilir.

  • Bugün uyuşturucu kullanımını önemsiz görmek, zamanla bağımlılık ve sosyal sorunlar açısından riski büyütebilir.

İnsan bugünkü konforunu korumak uğruna gelecekteki seçeneklerini daraltabilir.

Bunun panzehiri, yalnızca bugünkü rahatlığı değil, gelecekte kaybedebileceklerimizi de hesaba katmaktır.

C. Tehlikeye alışmak

Bir tehlikeyle uzun süre karşılaşmak, onun güvenli olduğu anlamına gelmez.

Her gün yoğun trafikte araç kullanan kişi tehlikeli manevralara alışabilir. Yıllardır sigara içen kişi öksürüğünü sıradan kabul edebilir. Ekonomik açıdan kırılgan bir durumda yaşayan kişi, sorun çıkmadıkça mevcut düzeninin sağlam olduğuna inanabilir.

Alışkanlık, tehlikenin zihnimizde yarattığı uyarıyı azaltabilir.

Ancak bir tehlikenin sıradanlaşması, tehlikenin ortadan kalkması değildir.

D. Başkalarının başına gelenlerden yeterince ders çıkarmamak

İnsanlar başkalarının yaşadığı felaketleri izleyebilir; fakat bu olayları kendi hayatlarıyla ilişkilendirmeyebilir.

Bir depremden sonra insanlar binalarının güvenliğini sorgulamaya başlar. Bir ekonomik krizden sonra borçlanma davranışlarını gözden geçirir. Ağır bir hastalık yaşandıktan sonra sağlığın değerini daha iyi anlar.

Fakat olayın etkisi azaldığında eski alışkanlıklar yeniden başlayabilir.

Oysa akıllı insanın her dersi bizzat yaşayarak öğrenmesi gerekmez. Başkalarının yaşadığı kayıplar, doğru değerlendirildiğinde kendi hayatımızı korumamıza yardımcı olabilir.

E. Belirsizliği, güvenlik sanmak

Bazı risklerin ne zaman ve hangi biçimde gerçekleşeceğini bilemeyiz.

Depremin tam olarak ne zaman olacağını, ekonomik krizin hangi gün işimizi etkileyeceğini veya sigaraya bağlı bir hastalığın ne zaman ortaya çıkacağını kesin biçimde öngöremeyebiliriz.

İnsan bazen bu belirsizliği yanlış yorumlar:

“Ne zaman olacağını bilmiyoruz. Belki de hiç olmayacak.”

Oysa bir olayın zamanını bilememek, onun olasılığını ortadan kaldırmaz.

Risk yönetimi, geleceği kesin olarak bilmek değil; geleceği kesin olarak bilemediğimizi kabul ederek hazırlıklı olmaktır.

3. Riskleri yalnızca bireysel değil, toplumsal düşünmek

İnsan bazen kendi davranışlarının sonuçlarını değerlendirse bile çevresindeki büyük risklerin kendisine ulaşmayacağını düşünür.

Örneğin ülkenin ekonomisi bozulduğunda yalnızca şirket sahiplerinin veya borçluların etkileneceğini sanabilir. Oysa ekonomik sorunlar; iş kaybı, gelir azalması, alım gücünün düşmesi, müşterilerin harcamalarını kısmaları ve tahsilatların gecikmesi gibi farklı kanallardan insanlara ulaşabilir.

Bu, herkesi aynı ölçüde etkileyeceği anlamına gelmez. Geliri, birikimi, mesleği ve borç düzeyi farklı olan insanlar aynı ekonomik gelişmeden farklı sonuçlarla karşılaşabilir.

Benzer şekilde, uyuşturucu bağımlılığının yaygınlaşması yalnızca madde kullanan kişiyi ilgilendiren bir mesele değildir. Aileler, sağlık sistemi, iş hayatı ve toplum güvenliği üzerinde de etkileri olabilir. Ancak bu sonuçlar otomatik değildir; suç oranları gibi göstergeler birçok farklı etkene bağlıdır.

Buradan çıkarılacak ders şudur:

Kişisel güvenliğimizi değerlendirirken yalnızca kendi davranışlarımıza değil, içinde yaşadığımız sistemin risklerine de bakmalıyız.

Bir insan dürüst, çalışkan ve dikkatli olabilir. Fakat bu özellikler onu ekonomik krizlerden, doğal afetlerden veya başkalarının hatalarından tamamen korumaz.

Kişisel sorumluluk önemlidir; ancak her risk bireysel kontrolümüz altında değildir.

4. Dere yatağına ev yapmak: Riskin görünmez olduğu yanılgısı

Dere yatağına ev yapan bir kişi, yıllarca büyük bir sorun yaşamamış olabilir. Hatta çevresinde aynı bölgede uzun zamandır yaşayan ve zarar görmeyen insanlar bulunabilir.

Bu durum, kişinin kendisini güvende hissetmesine yol açabilir.

Ancak geçmişte sel yaşanmamış olması, gelecekte de yaşanmayacağının garantisi değildir. Şiddetli yağışlar, havzanın özellikleri, altyapı yetersizliği ve arazi kullanımı riski değiştirebilir.

Deprem açısından da benzer bir durum söz konusudur. Bir binanın uzun süre ayakta kalması, deprem karşısında güvenli olduğunun tek başına kanıtı değildir. Zemin koşulları, taşıyıcı sistem, yapı kalitesi, mevcut hasarlar ve yürürlükteki standartlara uygunluk birlikte değerlendirilmelidir.

Burada insanın yaptığı hata, geçmişte zarar görmemeyi gelecekte güvende olmanın kanıtı saymaktır.

Riskin doğru değerlendirilmesi için yalnızca “Bugüne kadar ne oldu?” diye değil, “Hangi koşullarda ne olabilir?” diye de sormak gerekir.

5. Risklerden korunmak için geliştirmemiz gereken düşünme biçimi

Risklerden korunmanın yolu sürekli felaket senaryoları üretmek değildir. Her olasılıktan korkarak yaşamak da insanı sağlıklı kararlar almaktan uzaklaştırabilir.

Amaç, tehlikeleri gerçekçi biçimde değerlendirmek ve önlenebilir zararları azaltmaktır.

Bunun için altı temel ilke geliştirebiliriz.

1. “Bana bir şey olmaz” yerine “Bana da olabilir” diye düşünmek

Bu cümle korku üretmek için değil, zihinsel körlüğü azaltmak için kullanılmalıdır.

Sigara içiyorsanız kendinize şu soruyu sorun:

“Bu davranışın zararlarını biliyorum. Peki, neden kendimi bu riskin dışında görüyorum?”

Aynı soruyu borçlanırken, yatırım yaparken, bina seçerken ve trafikte karar verirken de sorun.

Bu soru, insanın kendisine karşı dürüst olmasını sağlar.

2. Riskin ne zaman gerçekleşeceğini değil, gerçekleşirse ne kaybedeceğinizi düşünmek

Bazı insanlar riskin yakın olduğuna inanmadıkları için önlem almazlar.

Oysa risk değerlendirmesinde iki ayrı soru vardır:

  • Bu olayın gerçekleşme ihtimali nedir?

  • Gerçekleşirse sonuçları ne kadar ağır olabilir?

Olasılığı düşük görünen ancak sonucu çok ağır olabilecek olaylar da önlem gerektirebilir. Deprem güvenliği bunun önemli örneklerinden biridir.

Sigara konusunda da yalnızca “Bugün hastalanma ihtimalim nedir?” diye sormak yerine, uzun vadeli sağlık kaybını ve sigarayı bırakmanın sağlayabileceği yararları değerlendirmek gerekir.

3. Kararları yalnızca bugünkü duygularımıza göre vermemek

İnsan bazen öfkeliyken, korkmuşken, heyecanlıyken veya aşırı iyimserken normalde almayacağı kararlar verebilir.

Bu nedenle büyük sonuçlar doğurabilecek kararlarda durup düşünmek gerekir.

Örneğin:

  • Büyük bir borç almadan önce geliriniz azalırsa ne olacağını hesaplayın.

  • Bir ev satın almadan önce yapı güvenliğini araştırın.

  • Sigara içme isteği geldiğinde hemen davranmak yerine isteğin geçmesini bekleyin ve bırakma desteği planlayın.

  • Bir yatırım yapmadan önce en kötü makul senaryoda ne kadar kaybedebileceğinizi belirleyin.

Amaç duyguları ortadan kaldırmak değil, kararların tek belirleyicisi olmalarını önlemektir.

4. Kişisel güvenlik payı oluşturmak

Hayatın belirsizliklerine karşı en güçlü araçlardan biri, bir güvenlik payına sahip olmaktır.

Bu pay farklı alanlarda farklı biçimler alabilir:

  • Ekonomide acil durum birikimi ve yönetilebilir borç düzeyi.

  • Sağlıkta düzenli kontroller ve zararlı alışkanlıklardan uzaklaşma.

  • Konutta mühendislik incelemesi ve güvenli yapı seçimi.

  • İş hayatında farklı müşteri kaynakları ve gerçekçi gelir planlaması.

  • Günlük yaşamda emniyet kemeri, koruyucu ekipman ve güvenli davranışlar.

Bunların hiçbiri bütün riskleri ortadan kaldırmaz. Ancak bir sorun çıktığında ağır kayıplara uğrama ihtimalini azaltabilir veya sonuçlarını hafifletebilir.

5. Önlem almak için felaketin gerçekleşmesini beklememek

Bir insanın sigarayı bırakmak için hastalanmayı beklemesi gerekmez. Bir binanın güvenliğini sorgulamak için deprem yaşanması gerekmez. Ekonomik önlem almak için işini kaybetmesi gerekmez.

En değerli önlem, tehlike henüz zarara dönüşmeden alınan önlemdir.

Sağlıkta korunma, ekonomide hazırlık, konutta güvenlik ve iş hayatında alternatif planlar bu düşüncenin farklı örnekleridir.

6. Bilgiyi davranışa dönüştürmek

İnsanların önemli bir kısmı neyin doğru olduğunu bilmediği için değil, bildiklerini uygulamakta zorlandığı için risk altında kalır.

Sigaranın zararlarını anlatan bir yazıyı okumak, sigarayı bırakmakla aynı şey değildir. Deprem yönetmeliğini bilmek, oturulan binanın güvenli olduğunu kanıtlamaz. Tasarrufun önemini kabul etmek, düzenli birikim yapmakla aynı değildir.

Bilgi ancak davranışa dönüştüğünde koruyucu bir güce dönüşür.

Bu nedenle her önemli risk için şu soruyu sorun:

“Bu konuda bildiğim gerçeğe uygun olarak bugün hangi somut adımı atabilirim?”

6. Sigara konusunda uygulanabilir bir korunma planı

Sigara örneğini somutlaştırmak için aşağıdaki adımlar izlenebilir:

Birinci adım: Gerçeği kabul edin.

Sigaranın zararlarının kişiden kişiye değişebileceğini, fakat sigara kullanımının önemli sağlık risklerini artırdığını kabul edin. “Ben yıllardır içiyorum, bana bir şey olmadı” düşüncesini güvenlik kanıtı olarak görmeyin.

İkinci adım: Bırakmayı belirsiz bir geleceğe ertelemeyin.

“Bir gün bırakırım” demek yerine bir bırakma planı oluşturun. Aile hekiminizden veya sigara bırakma polikliniğinden destek alabilirsiniz.

Üçüncü adım: Tetikleyicilerinizi belirleyin.

Çay veya kahve, stres, iş molası, yemek sonrası ya da arkadaş ortamı sigara isteğini artırıyor olabilir. Hangi durumlarda sigara içtiğinizi belirlemek, alışkanlığı değiştirmek için önemlidir.

Dördüncü adım: Gerektiğinde profesyonel destek alın.

Nikotin bağımlılığı yalnızca irade meselesi değildir. Davranışsal destek ve uygun kişilerde nikotin yerine koyma tedavileri veya reçeteli ilaçlar bırakma sürecine yardımcı olabilir. Uygun seçenekleri bir sağlık uzmanıyla değerlendirin.

Beşinci adım: Geçmişteki başarısızlıkları geleceğin hükmü saymayın.

Daha önce bırakmayı deneyip yeniden başladıysanız bu, asla bırakamayacağınız anlamına gelmez. Her denemede tetikleyicileri ve işe yarayan yöntemleri öğrenebilirsiniz.

Sigarayı bırakmanın yararları zaman içinde ortaya çıkmaya başlar ve bırakmak, sigara içmeye devam etmeye kıyasla sağlık risklerini azaltır. Geçmişte içilmiş olması, bırakmanın sağlayacağı yararları ortadan kaldırmaz.

7. Kendimize sormamız gereken on risk sorusu

Önemli bir karar vermeden önce şu soruları bir kontrol listesi olarak kullanabiliriz:

  1. Bu davranışın kısa ve uzun vadeli zararları neler olabilir?

  2. Başkalarının yaşadığı hangi olumsuz örnekleri görmezden geliyorum?

  3. Geçmişte sorun yaşamamış olmamı neden gelecekte de güvende olacağımın kanıtı sayıyorum?

  4. Bu kararın sonuçları ortaya çıkana kadar ne kadar zaman geçebilir?

  5. Risk gerçekleşirse kendim, ailem veya işim ne kaybedebilir?

  6. Bu zararı önlemek için bugün atabileceğim en basit adım nedir?

  7. Bu konuda hangi bilgileri bilmiyorum ve bunları güvenilir biçimde nasıl öğrenebilirim?

  8. Kararımı alışkanlıklarım, korkularım veya aşırı iyimserliğim mi etkiliyor?

  9. Riskin tamamını ortadan kaldıramasam bile sonuçlarını nasıl hafifletebilirim?

  10. Aynı durumda sevdiğim bir insan olsaydı ona ne tavsiye ederdim?

Son soru özellikle önemlidir. Çünkü insanlar başkalarına karşı bazen kendilerine olduklarından daha gerçekçi ve koruyucu davranırlar.

Kendimize de aynı dürüstlükle yaklaşmayı öğrenmeliyiz.

Sonuç: Akıllı insan tehlikeyi beklemez, ona hazırlanır

İnsan hayatı belirsizliklerle doludur. Hiç kimse bütün hastalıkları önceden bilemez, bütün ekonomik krizleri tahmin edemez veya bütün kazaları engelleyemez.

Ancak belirsizliği kabul etmekle tedbirsiz yaşamak aynı şey değildir.

Sigara içen bir insanın mutlaka kanser olacağını söyleyemeyiz. Fakat sigaranın ciddi sağlık riskleri taşıdığını bildiğimiz hâlde bu riskleri küçümsemek de doğru değildir.

Dere yatağındaki her evin mutlaka su altında kalacağını söyleyemeyiz. Ancak geçmişte sel yaşanmamış olmasını güvenlik garantisi kabul edemeyiz.

Ekonomik bir krizin herkesi aynı ölçüde etkileyeceğini söyleyemeyiz. Ancak kendi gelirimizin ve işimizin daha geniş ekonomik koşullardan tamamen bağımsız olduğunu da varsayamayız.

Hayatta asıl mesele her tehlikeden korkmak değildir. Asıl mesele, önlenebilir zararları sırf henüz başımıza gelmedikleri için görmezden gelmemektir.

Marcus Aurelius'a atfedilen Stoacı düşünce çizgisiyle söylersek, insan kontrol edemediği olayların tamamını yönetemez; fakat kendi kararlarını, hazırlıklarını ve tepkilerini geliştirebilir.

Bu nedenle hayatımızı şu üç ilke üzerine kurabiliriz:

  • Riski inkâr etme.

  • Kontrol edebildiğin alanlarda önlem al.

  • Kontrol edemediğin alanlarda dayanıklılığını artır.

Ve belki de kendimize her gün şu soruyu sormalıyız:

“Bugün hangi tehlikeyi, henüz başıma gelmediği için gereğinden küçük görüyorum?”

Bu soruya dürüstçe cevap verebilirsek yalnızca daha dikkatli değil, daha özgür ve daha hazırlıklı bir hayat da kurabiliriz.

Çünkü gerçek bilgelik, felaket yaşandıktan sonra “Keşke önlem alsaydım” demek değil; henüz zaman varken aklımızı kullanabilmektir.


Hazırlayan:Münür Şenay

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page