top of page

Hayat Neden Zikzaklı İlerler?

Yazarın fotoğrafı: MÜNÜR ŞENAY
MÜNÜR ŞENAY
15 Eki
10 dakikada okunur


Hazırlayan: Net Emlak Bursa/ Münür Şenay


İnsan hayatının inişleri, çıkışları, görünmeyen engelleri ve yeniden yükselme sanatı


Hayatı çoğu zaman bir merdivene benzetiriz. Her yıl biraz daha başarılı olacağımızı, her tecrübeyle daha güçlü hâle geleceğimizi, emek verdikçe kazancımızın artacağını ve doğru kararlar aldıkça sorunlarımızın azalacağını düşünürüz.

Zihnimizde ideal bir yaşam grafiği vardır: Çocukluk, eğitim, meslek, gelir, aile, sağlık, huzur ve nihayetinde güvenli bir gelecek… Sanki hayatın bütün parçaları zaman içinde bir araya gelecek ve çizgi sürekli yukarıya doğru ilerleyecektir.

Fakat gerçek hayat bu beklentiye uymaz.

İnsan yıllarca çalışarak kurduğu işini bir ekonomik kriz nedeniyle kaybedebilir. Başarılı bir tüccarın müşterileri bir anda azalabilir. Yıllarca sağlıklı yaşayan biri ciddi bir hastalıkla karşılaşabilir. Bir aile yıllarca süren bir huzur döneminden sonra anlaşmazlıklar yaşayabilir. Dünyanın başka bir yerinde başlayan savaş, binlerce kilometre uzaktaki bir insanın işini, gelirini ve geleceğe ilişkin planlarını değiştirebilir.

Bazen doğru kararlar alırız ama sonuç alamayız. Bazen bütün hazırlıklarımızı yaparız ama şartlar değişir. Bazen de yıllarca fark etmediğimiz bir hatanın bedelini hiç beklemediğimiz bir dönemde öderiz.

Öyleyse asıl soru şudur: Hayat neden sürekli yükselen bir çizgi değil de inişler, çıkışlar, duraklamalar ve beklenmedik dönüşlerle ilerleyen zikzaklı bir yol gibidir?

Bu sorunun cevabını yalnızca şansa, kadere veya insanın kendi hatalarına bağlamak yeterli değildir. Çünkü hayat; biyolojik, psikolojik, ekonomik, toplumsal ve çevresel birçok sistemin aynı anda etkilediği karmaşık bir süreçtir.

Bu yazıda hayatın zikzaklı yapısını bu farklı boyutlarıyla inceleyeceğiz.

1. Hayat düz bir çizgi değil, değişen koşulların oluşturduğu bir sistemdir

Düz bir çizgi, şartların fazla değişmediği ve sonuçların öngörülebilir olduğu bir düzeni çağrıştırır. Oysa hayatımızı etkileyen koşullar sürekli değişir.

Bir insanın yaşamını düşünelim. Başlangıçta belirli bir geliri, sağlığı, mesleği, ailesi, çevresi ve gelecek planları vardır. İnsan bunları kullanarak kendisine bir yol çizer.

Ancak bu yolun üzerinde yalnızca kendi kararları bulunmaz.

  • Kendi sağlığı ve psikolojik durumu değişir.

  • Ailesinin ihtiyaçları ve beklentileri değişir.

  • Müşterilerin tercihleri değişir.

  • Rakipleri yeni yöntemler geliştirir.

  • Teknoloji meslekleri dönüştürür.

  • Ekonomik koşullar satın alma gücünü etkiler.

  • Ülkelerin ve toplumların yaşadığı olaylar yeni riskler doğurur.

Bunların bir kısmını önceden tahmin edebiliriz, bir kısmına hazırlanabiliriz, bir kısmını ise ancak gerçekleştikten sonra anlayabiliriz.

Dolayısıyla hayat, bir kez çizilip sonuna kadar takip edilen bir güzergâh değildir. Sürekli yeni bilgilerle ve değişen koşullarla yeniden şekillenen bir süreçtir.

Burada önemli bir ayrım vardır: Hayatın zikzaklı olması, insanın amaçsız yaşaması gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine, amaçlarımız sabit kalabilirken o amaçlara ulaşmak için kullandığımız yollar değişmek zorunda kalabilir.

Bir geminin hedefi belirli bir limana ulaşmak olabilir. Ancak rüzgâr, akıntı ve fırtına nedeniyle rotasını defalarca değiştirmesi gerekebilir. Rotanın değişmesi, hedefin kaybedildiğini değil, gerçek koşullara uyum sağlandığını gösterir.

İnsan hayatı da çoğu zaman böyledir.

2. Hayatın zikzaklı olmasının birinci nedeni: Kontrolümüz dışındaki olaylar


İnsan, kendi hayatının merkezinde olduğu için bazen dünyayı da kendi kararlarının etrafında dönüyormuş gibi algılar. Çalışırsa kazanacağını, dikkatli davranırsa kaybetmeyeceğini, doğru insanlarla ilişki kurarsa sorun yaşamayacağını düşünür.

Oysa bireysel hayat, insanın iradesinden çok daha büyük bir sistemin içinde ilerler.

Örneğin bir işletme sahibi düşünelim. İşini iyi yönetiyor, müşterilerine dürüst davranıyor, giderlerini kontrol ediyor ve yıllardır kazanç sağlıyor. Sonra ülkede ciddi bir ekonomik kriz yaşanıyor. İnsanlar harcamalarını kısıyor, krediye erişim zorlaşıyor, müşteriler alımlarını erteliyor.

İşletme sahibi daha önce doğru yaptığı şeyleri yapmaya devam etse bile geliri düşebilir.

Bu durumda başarısızlığın tamamını onun beceriksizliğine bağlamak doğru olur mu? Hayır. Fakat bütün sorumluluğu ekonomik krize yüklemek de doğru değildir. Çünkü kriz karşısında borçlarını, giderlerini ve iş modelini yeniden değerlendirme biçimi de sonuçları etkileyebilir.

Burada hayatın temel gerçeklerinden biri ortaya çıkar:

Sonuçlar yalnızca bizim ne yaptığımıza değil, yaptıklarımızın hangi koşullarda gerçekleştiğine de bağlıdır.

Kontrolümüz dışında kalan başlıca etkenler şunlardır:

  • Ekonomik dalgalanmalar: Enflasyon, faiz, kredi koşulları, işsizlik ve talep değişimleri.

  • Toplumsal ve siyasi olaylar: Savaşlar, salgınlar, düzenlemeler ve toplumsal değişimler.

  • Rakiplerin kararları: Rakip bir işletmenin fiyatlarını düşürmesi, yeni teknoloji kullanması veya güçlü bir pazarlama kampanyası yürütmesi.

  • Sağlık sorunları: Kişinin çalışma gücünü, zamanını, enerjisini ve gelirini etkileyen hastalıklar.

  • Başkalarının davranışları: Bir ortağın karar değiştirmesi, müşterinin sözünden dönmesi veya aile içindeki bir kişinin beklenmedik davranışı.

  • Tesadüfi olaylar: Önceden tahmin edilemeyen kazalar, fırsatlar ve beklenmedik karşılaşmalar.

Karmaşık sistemler üzerine yapılan çalışmalar da büyük olayların bireyleri ve kurumları tahmin edilmesi zor biçimlerde etkileyebildiğini gösteriyor. COVID-19 gibi büyük şoklar, yalnızca sağlık alanını değil, ekonomi ve çalışma düzenini de değiştirebiliyor.


Buradan çıkaracağımız sonuç, insanın çaresiz olduğu değildir. Asıl sonuç şudur: Her şeyi kontrol etmeye çalışmak yerine, kontrol edebildiğimiz alanı güçlendirmeliyiz.

3. İkinci neden: İnsan biyolojik bir varlıktır; enerjisi ve sağlığı sürekli aynı kalmaz

Hayatın zikzaklarını anlamak için insanın bir makine olmadığını kabul etmemiz gerekir.

Makine bile zamanla aşınır, bakıma ihtiyaç duyar ve arızalanabilir. İnsan ise biyolojik, duygusal ve zihinsel açıdan çok daha değişken bir yapıya sahiptir.

Bir insan bugün yüksek enerjiyle çalışabilir, ertesi gün uykusuzluk nedeniyle verimsizleşebilir. Yıllarca yoğun tempoda çalışırken bir sağlık sorunu ortaya çıkabilir. Bazen fiziksel gücümüz yerinde olsa bile zihinsel yorgunluk nedeniyle karar verme yeteneğimiz zayıflayabilir.

Üstelik bu değişimler birbirini etkiler.

Sağlık bozulduğunda iş verimi düşebilir. İş verimi düştüğünde gelir azalabilir. Gelir azalması kaygıyı artırabilir. Kaygı da uyku ve günlük düzen üzerinde olumsuz etki yaratabilir.

Böylece başlangıçta tek bir alanda ortaya çıkan sorun, hayatın diğer alanlarına yayılabilir.

Ancak bu sürecin tersi de mümkündür. Sağlığın iyileşmesi, düzenli uyku, destekleyici ilişkiler ve çalışma koşullarının düzelmesi insanın diğer alanlarda da toparlanmasını kolaylaştırabilir.

Bu nedenle insanın yaşam grafiğini değerlendirirken yalnızca parasına, mesleğine veya toplumsal konumuna bakmak eksik kalır.

Bazen insanın yükselmesi için daha fazla çalışması değil, önce yeniden güç kazanması gerekir.

Burada önemli olan, her hastalığı veya güçlük dönemini kişisel gelişim fırsatı olarak romantikleştirmek değildir. Bazı sağlık sorunları ağırdır, bazı kayıplar kalıcıdır. İnsan her olaydan mutlaka daha güçlü çıkmaz. Ancak koşullar elverdiğinde toparlanma ve uyum sağlama kapasitesi geliştirilebilir.



4. Üçüncü neden: Hayat doğrusal değil, doğrusal olmayan ilişkilerle ilerler

Bu bölüm, konunun belki de en önemli bilimsel boyutudur.

Doğrusal düşünce, bir girdide meydana gelen değişimin sonuçta da benzer ölçüde bir değişiklik yaratacağını varsayar.

Örneğin günde iki saat çalışan bir insanın, günde dört saat çalıştığında iki kat sonuç alacağını düşünebiliriz. Fakat gerçek hayatta bu her zaman gerçekleşmez.

Çünkü sonuçlar yalnızca harcanan zamana bağlı değildir. Bilgi, deneyim, pazar koşulları, rekabet, motivasyon, kaynaklar ve zamanlama da önemlidir.

Daha da önemlisi, bazı küçük değişiklikler büyük sonuçlar doğurabilir.

Bir işletmenin birkaç önemli müşterisini kaybetmesi, gelirinin ciddi biçimde düşmesine neden olabilir. Bir gayrimenkul danışmanının internette yaptığı küçük bir itibar hatası, çok sayıda potansiyel müşteriyi etkileyebilir. Bir ailede yıllardır konuşulmayan bir sorun, önemsiz görünen bir olayla büyük bir çatışmaya dönüşebilir.

Bunun tersi de mümkündür: Küçük ama doğru bir karar, uzun vadede büyük bir fark yaratabilir.

Örneğin her gün müşteri ilişkilerini biraz geliştiren bir danışman, zaman içinde daha güçlü bir referans ağı oluşturabilir. Başlangıçta küçük görünen bu gelişme, yıllar içinde daha istikrarlı bir iş hacmine dönüşebilir.

Karmaşık sistemler bu nedenle yalnızca birikimli değişimlerle değil, eşiklerin aşılmasıyla da farklı durumlara geçebilir.


Hayatın zikzaklı yapısına ilişkin örnek bir grafik

Zaman içinde değişen varsayımsal yaşam performansı

Bu grafik gerçek bir kişinin verisi değildir. Yaşam performansının inişler ve çıkışlarla birlikte uzun vadede yükselebileceğini anlatan kavramsal bir örnektir.

Grafikteki her düşüş aynı anlama gelmez. Bir düşüş geçici olabilir, bir diğeri kalıcı bir değişimin işareti olabilir. Her yükseliş de kalıcı başarı anlamına gelmez.

Buradaki önemli ayrım şudur: Anlık durum ile uzun vadeli yön aynı şey değildir.

Bir insanın bu yıl gelirinin düşmesi, hayatının tamamında başarısız olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir yıl yüksek gelir elde etmesi de gelecekteki bütün riskleri ortadan kaldırmaz.

5. Dördüncü neden: Başarı ve başarısızlık birbirini etkileyen döngüler oluşturur

Hayatta bazen iyi gelişmeler birbirini besler. Bazen de olumsuzluklar birbirini büyütür.

Buna geri besleme döngüsü diyebiliriz.

Olumlu döngü

İyi hizmet

Memnun müşteri ve tavsiye

Yeni müşteri ve daha güçlü gelir

Daha fazla deneyim ve hizmet kalitesi

Olumsuz döngü

Gelir kaybı

Artan kaygı ve karar verme güçlüğü

Yanlış kararlar veya gerekli adımları erteleme

Daha fazla gelir kaybı riski

Bu döngüler olası mekanizmaları gösterir; her zaman aynı şekilde gerçekleşmez. Dış destek ve doğru müdahaleler olumsuz döngüyü kesebilir.

Bir gayrimenkul danışmanını düşünelim. İyi hizmet verir, müşterisinin güvenini kazanır ve tavsiyelerle yeni müşterilere ulaşır. Yeni müşteriler tecrübesini artırır. Tecrübe arttıkça doğru fiyatlama, pazarlık ve pazarlama konusundaki becerileri gelişir.

Bu, kendisini besleyen bir başarı döngüsüdür.

Ancak bir danışman uzun süre iş alamadığında motivasyonu azalabilir. Müşteri aramalarını erteler, ilanlarını güncellemez, yeni ilişkiler kurmakta zorlanır. Böylece iş hacmi daha da düşebilir.

Fakat burada kritik bir nokta vardır: Olumsuz döngü kişinin karakterinin değişmez bir özelliği değildir. Yeni bir çalışma rutini, mesleki destek, maliyetlerin azaltılması veya farklı bir müşteri edinme yöntemi döngüyü kırabilir.

Hayatın zikzakları yalnızca dışarıdan gelen darbelerle oluşmaz. Bu darbelerden sonra ortaya çıkan tepkiler de sonraki gelişmeleri etkiler.

6. Beşinci neden: İnsan geçmiş deneyimlerini bugünkü hayatına taşır

İnsan yalnızca bugünün koşullarıyla yaşamaz. Geçmişinde öğrendiği davranışları, korkuları, beklentileri ve alışkanlıkları da yanında taşır.

Bir çocukluk deneyimi, yetişkinlikte kişinin kendisini değerlendirme biçimini etkileyebilir. Sürekli eleştirilen biri hata yapmaktan aşırı korkabilir. Güven sorunu yaşayan biri ortaklık kurmaktan kaçınabilir. Daha önce ağır bir maddi kayıp yaşayan bir girişimci, sonraki fırsatları gereğinden fazla riskli görebilir.

Bazen geçmiş deneyim koruyucu olur. İnsan daha dikkatli karar verir, tehlikeyi daha erken fark eder ve aynı hatayı tekrarlamaz.

Bazen ise geçmişin etkisi prangaya dönüşür.

Örneğin bir gayrimenkul danışmanı, daha önce bir mülk sahibi tarafından sert biçimde reddedilmiş olsun. Bu deneyimden sonra yeni mülk sahiplerini aramaktan kaçınmaya başlayabilir. Kendisine yeni eğitimler alır, ilan hazırlamayı öğrenir, video çekmeyi geliştirir; fakat en önemli faaliyetlerinden biri olan müşteriyle ilk teması kurmaktan çekinir.

Dışarıdan bakıldığında sorun bilgi eksikliği gibi görünür. Oysa asıl engel, kişinin farkında olmadığı duygusal bir kaçınma davranışı olabilir.

Bu nedenle bazen mesleki gelişimin önündeki engel daha fazla bilgi edinmek değil, kişinin kendi davranış örüntülerini tanımasıdır.

Ancak her başarısızlığı çocukluk travmasına bağlamak da doğru değildir. Başarısızlığın nedeni bazen yanlış fiyatlama, yetersiz sermaye, kötü zamanlama veya piyasa koşullarıdır. Geçmiş deneyimler olası etkenlerden yalnızca biridir.

İnsan bazen dış dünyadaki engelleri aşmak zorundadır; bazen de geçmişinden taşıdığı ve bugün artık işine yaramayan davranışları değiştirmek zorundadır.

7. Altıncı neden: Başarı ile çaba arasında garanti edilmiş bir ilişki yoktur

İnsanlara çoğu zaman çok çalışırlarsa başarılı olacakları söylenir. Bu düşüncenin değerli bir yanı vardır: Emek, öğrenme ve disiplin çoğu zaman sonuçları iyileştirir.

Ancak çaba ile başarı arasında mutlak bir garanti yoktur.

Aynı miktarda çalışan iki insanın farklı sonuçlar elde etmesinin birçok nedeni olabilir:

  • Başlangıç kaynakları farklıdır.

  • Bilgi ve deneyimleri farklıdır.

  • Karşılaştıkları fırsatlar aynı değildir.

  • İçinde bulundukları sektörler farklı koşullardan etkilenir.

  • Sağlıkları ve aile sorumlulukları farklıdır.

  • Birinin doğru zamanda yaptığı yatırım, diğerinin aynı dönemde yaptığı yatırımdan daha iyi sonuç verebilir.

Bunlar insanın çabasını değersizleştirmez. Yalnızca başarının tek değişkenli bir denklem olmadığını gösterir.

Bu gerçeği kabul etmek iki önemli hatadan korur.

İlk hata, her başarısızlıkta kendimizi bütünüyle suçlamaktır. İkinci hata ise her başarısızlıkta bütün sorumluluğu dış koşullara yüklemektir.

Daha gerçekçi yaklaşım şudur:

Sonuçların bir bölümü bizim kararlarımızdan, bir bölümü koşullardan, bir bölümü ise ikisinin etkileşiminden doğar.

Böyle düşündüğümüzde hem kendimize karşı daha adil oluruz hem de değiştirebileceğimiz noktaları daha iyi görürüz.

8. Yedinci neden: Ekonomiler, sektörler ve piyasalar döngüler hâlinde hareket eder

Ticaret hayatında zikzaklar daha görünürdür. Çünkü işletmelerin başarısı yalnızca kendi performanslarına değil, piyasanın genel hareketlerine de bağlıdır.

Bir sektörde talep artabilir, yatırım iştahı güçlenebilir ve işletmeler büyüyebilir. Bir süre sonra maliyetler yükselir, rekabet yoğunlaşır, finansman zorlaşır veya müşterilerin satın alma davranışları değişir.

Daha önce yüksek kazanç sağlayan bir iş modeli, yeni koşullarda aynı sonucu vermeyebilir.

Gayrimenkul sektörü bunun anlaşılması için iyi bir örnektir.

Talebin güçlü olduğu bir dönemde bir danışman, sınırlı sayıda ilanla dahi işlem yapabilir. Ancak satışların yavaşladığı, kredi koşullarının zorlaştığı ve alıcıların kararlarını ertelediği bir dönemde aynı yöntem yetersiz kalabilir.

Bu durumda danışmanın yalnızca daha fazla çalışması değil, çalışma biçimini de değiştirmesi gerekebilir:

  • İlan fiyatlarının piyasa gerçeklerine uygunluğunu daha sık kontrol etmek.

  • Satış süresi uzayan portföyler için revizyon planı oluşturmak.

  • Kiralama, satış ve mülk yönetimi gibi farklı hizmetleri değerlendirmek.

  • Müşteri ilişkilerini yalnızca anlık satışa değil, uzun vadeli güvene dayandırmak.

  • Giderleri ve nakit akışını düzenli izlemek.

Burada önemli bir işletme ilkesi ortaya çıkar: İyi dönemlerde kazanmak kadar, kötü dönemlerde ayakta kalabilmek de başarıdır.

Bir işletme yalnızca büyümeyi hedeflerse, büyüme sırasında oluşan borçlar ve sabit giderler onu daralma dönemlerinde kırılgan hâle getirebilir.

Dolayısıyla sürdürülebilir başarı, sadece yükseliş dönemlerinde hızlı ilerlemek değil, düşüş dönemlerinde varlığını koruyabilmektir.

9. Sekizinci neden: İnsan geleceği bugünden kesin olarak bilemez

İnsan zihni belirsizlikten hoşlanmaz. Geleceği tahmin etmek, plan yapmak ve olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurmak ister.

Ancak hayatın bütün değişkenleri elimizde değildir.

Bir girişimci gelecek yılın ekonomik koşullarını kesin olarak bilemez. Bir insan ne zaman sağlık sorunu yaşayacağını önceden tam olarak kestiremez. Bir aile gelecekte hangi anlaşmazlıklarla karşılaşacağını bilemez.

Üstelik geleceğe ilişkin tahminlerimiz geçmiş deneyimlerimize dayanır. Geçmişte işe yarayan bir yöntem, koşullar değiştiğinde aynı sonucu vermeyebilir.

Bu yüzden iki düşünce biçimi arasında ayrım yapmak gerekir:

  • Tahmin ederek yaşamak: Geleceğin bugünkü beklentilerimize uygun gerçekleşeceğini varsaymak.

  • Hazırlıklı yaşayabilmek: Geleceğin farklı şekillerde gelişebileceğini kabul ederek alternatifler oluşturmak.

Örneğin bir işletme sahibi, gelecek yıl satışlarının artacağını umabilir. Fakat bütün mali planını yalnızca bu beklentiye dayandırmak yerine, satışların düşmesi durumunda hangi giderleri azaltacağını da önceden belirleyebilir.

Böylece belirsizliği ortadan kaldırmaz ama belirsizliğin kendisini hazırlıksız yakalama ihtimalini azaltır.

Burada amaç sürekli felaket beklemek değildir. Amaç, iyi bir geleceği umut ederken kötü ihtimallere karşı da makul önlemler almaktır.

10. Hayatın zikzaklı olması, her düşüşten sonra mutlaka yükseliş geleceği anlamına gelmez

Bu ayrımı özellikle vurgulamak gerekir.

Kişisel gelişim yazılarında sık sık şu düşünceyle karşılaşırız: Her düşüş yeni bir yükselişin başlangıcıdır.

Bu, motive edici bir ifade olsa da bilimsel veya evrensel bir kural değildir.

Bazı insanlar büyük bir kayıptan sonra toparlanabilir. Bazıları uzun süre mücadele edebilir. Bazı kayıplar kalıcı sonuçlar doğurabilir. Bazen de eski hayatımıza dönemeyiz; farklı koşullarda yeni bir hayat kurmak zorunda kalırız.

Psikolojik dayanıklılık üzerine yapılan araştırmalar, insanların büyük olumsuz olaylara verdikleri tepkilerin birbirinden farklı olduğunu ortaya koyuyor. Herkes aynı hızda iyileşmez ve dayanıklılık, bütün insanların her koşulda aynı sonucu elde edeceği anlamına gelmez.


Örneğin ciddi bir hastalık yaşayan bir insan, önceki çalışma temposuna dönemeyebilir. Ancak hayatını yeni koşullara göre düzenleyebilir. Bir işletme sahibi eski işini kurtaramayabilir, fakat edindiği deneyimlerle daha küçük ve sürdürülebilir bir işletme kurabilir.

Burada yükselişin anlamı değişir.

Eskiden başarı, daha fazla kazanmak olabilir. Yeni koşullarda başarı, sağlığı korumak, borçları yönetmek, aileyle daha fazla zaman geçirmek veya ekonomik bağımsızlığı yeniden kazanmak olabilir.

Bazen hayatın amacı eski zirveye dönmek değil, değişen koşullar içinde yeni bir denge kurmaktır.

11. Felsefe bize hayatın zikzaklarını nasıl yorumlamayı öğretir?

Hayatın iniş ve çıkışlarını anlamak yalnızca ekonomi veya psikoloji meselesi değildir. Bu konu, binlerce yıldır felsefenin de temel sorularından biridir.

Stoacılık: Kontrol edebildiğine odaklan

Stoacı düşünce, olaylarla olaylara verdiğimiz tepkileri birbirinden ayırmamıza yardımcı olur. Ekonomik krizi, rakibin kararını veya geçmişte yaşanan bir kaybı her zaman değiştiremeyiz. Ancak kendi değerlendirmemizi, hazırlığımızı ve sonraki davranışımızı belirli ölçüde yönetebiliriz.

Bu yaklaşım, insanın her şeyi kontrol edemediğini kabul ederken sorumluluğunu da korumasını sağlar.

Herakleitos: Değişim hayatın bir parçasıdır

Herakleitos'la ilişkilendirilen değişim düşüncesi, dünyanın durağan olmadığını anlamamıza yardımcı olur. İnsan da çevresi de koşullar da zaman içinde değişir.

Geçmişte işe yarayan yöntemlere sonsuza kadar bağlı kalmak yerine, değişen gerçekliği yeniden değerlendirmek gerekir.

Marcus Aurelius: Zorluğun içinde kendi davranışını koru

Stoacı yaklaşım, olayların her zaman istediğimiz gibi gelişmeyeceğini kabul etmeyi ve buna rağmen adil, ölçülü ve akılcı davranmayı önemser.

İnsan başarısızlık yaşadığında dürüstlüğünü, başkalarına saygısını ve muhakeme gücünü kaybetmek zorunda değildir.

Budist düşünce: Geçiciliği kabul et

Budist düşüncedeki geçicilik anlayışı, mutluluğun, üzüntünün, kazancın ve kaybın değişebilir olduğunu hatırlatır.

Bu bakış, iyi dönemlerde aşırı gurura kapılmamaya; kötü dönemlerde ise mevcut durumun sonsuza kadar süreceğini düşünmemeye yardımcı olabilir.

Bu yaklaşımlar birbirinin aynısı değildir. Ancak ortak bir noktada buluşurlar: İnsan, hayatın bütün koşullarını yönetemese de kendi tutumunu geliştirebilir.

Buradan çıkabilecek pratik düşünce şudur:

İyi günlerde ölçüyü kaybetme. Kötü günlerde umudunu bütünüyle yitirme. Her iki dönemde de gerçekliği olduğu gibi görmeye çalış.

12. Hayatın zikzaklarına karşı nasıl bir yaşam stratejisi geliştirebiliriz?

Hayatın inişli çıkışlı olması kaçınılmaz olabilir. Ancak bu inişlerin etkisini azaltmak, bazı risklere hazırlanmak ve toparlanma kapasitesini artırmak mümkündür.

Bunun için beş temel yaklaşım önerilebilir.

A. Tek bir başarı ölçüsüne bağlı kalma

Hayatı yalnızca gelir, mülk, meslek veya toplumsal itibar üzerinden değerlendirmek kırılganlık yaratabilir.

Çünkü bu alanlardan biri gerilediğinde insan bütün hayatının başarısız olduğunu düşünebilir.

Bunun yerine hayatı birkaç farklı boyutta değerlendirmek daha sağlıklıdır:

  • Sağlık ve fiziksel kapasite

  • Aile ve sosyal ilişkiler

  • Mesleki yeterlilik

  • Ekonomik güvenlik

  • Zihinsel huzur

  • Öğrenme ve kişisel gelişim

Bu alanların hepsi aynı anda yükselmeyebilir. Birindeki gerileme, diğer alanlardaki bütün değerleri ortadan kaldırmaz.

B. İyi dönemleri yalnızca tüketim değil, hazırlık dönemi olarak gör

Gelirlerin iyi olduğu dönemlerde yalnızca yaşam standardını yükseltmek yerine gelecekteki zorluklara karşı kaynak oluşturmak gerekir.

İşletmeler için bu, makul bir nakit rezervi, kontrollü borçlanma ve farklı müşteri kaynakları anlamına gelebilir. Bireyler içinse tasarruf, sağlığı koruma, mesleki becerileri geliştirme ve güvenilir ilişkiler kurma anlamına gelir.

Amaç, bütün riskleri önlemek değil, bir risk gerçekleştiğinde tek darbeyle savrulmamaktır.


Hazırlayan: Net Emlak Bursa/ Münür Şenay

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page